Tehdit Suçu TCK 106, Şartları ve Cezası

Tehdit suçu, gelecekte gerçekleşecek bir kötülüğün ya da zararın belli bir kimseye karşı yapılacağı yönünde algı yaratılması ile işlenen bir suç türüdür. Tehdit suçu, mağdura yönelik olarak, baskı oluşturacak şekilde zarar vereceğinin ya da kötülük yapacağının bildirilmesi sonucu meydana gelir. Bu suç, sadece sözlü olarak değil, hareketlerle de işlenebilir. Örneğin bir kişinin “seni öldüreceğim” demesi basit tehdit oluştururken, silahını göstererek korku yaratma davranışı silahlı tehdit suçuna örnek olarak verilebilir.

Tehdit suçuyla korunan temel değerler; kişilerin iç barışı, hür iradeleriyle karar alma ve özgür bir şekilde hareket edebilme hakkıdır. Suçu işleyen kişi, aynı zamanda mağdurdan haksız çıkar sağlamayı veya onun şeref ve saygınlığına zarar verecek söz ve davranışlarda bulunuyorsa bu, şantaj suçu kapsamına girebilir. Bu suç ile ilgili önemli bir nokta, failin tehdit unsuru taşıyan bu eylemi söz, yazı, resim, şekil ya da işaret yoluyla gerçekleştirmiş olması değil, mağdura bu haksızlığın yapılacağına dair bilginin ulaşmasıdır.

Tehdit, sadece bir söz değil, her türlü davranış biçimiyle işlenebilir. Suça maruz kalmak, mağdurlar için oldukça stresli ve korkutucu bir deneyim olabilir. Bu nedenle, bu suçun ciddi sonuçları ve nasıl işlendiği hakkında bilinçli olmak önemlidir. Eğer tehdit veya şantaj ile karşı karşıya kalındığında, hukuki yardım almak ve yetkili mercilere başvurmak en doğru adım olacaktır.

Tehdit Suçu Ve Cezası
Tehdit Suçu Ve Cezası

Tehdit Suçu Nedir?

Türk Ceza Kanunu’nun tehdit suçu ile ilgili hükümlerine dair bir inceleme yaparken, öncelikle 106. maddesine dikkat etmek gerekiyor. Bu madde, suçu her iki şekliyle ele alır ve bu suçun cezai sonuçlarını belirler.

  • Basit tehdit, Türk Ceza Kanununun 106/1 maddesinde tanımlanmıştır. Burada, bir kişinin başka bir kişiyi bir suç işlemekle ya da onun veya yakınlarının can, mal, huzur ve sükununu bozacak şekilde zarar vermeye yönelik tehdit etmesi, tehdit suçu kapsamına girmektedir. Bu eylemin gerçekleştirilmesi halinde fail, cezai sorumluluğu taşımaktadır.

Türk Ceza Kanununun 106/2 maddesinde  nitelikli tehdit suçu düzenlenmiştir.

  • Nitelikli tehdit, silahla veya birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi gibi durumlarda, temel tehdit suçundan daha ciddi sonuçlar doğurur. Bu tür olaylarda cezalar daha ağır olup, failin cezai müeyyidesi basit tehdit suçundan daha fazla olacaktır. Tehdit suçunun her iki şekli de ciddi hukuki yaptırımlar içermekte olup, mağdurların haklarını koruma ve suçluların cezalandırılmasında önemli bir rol oynar. Bu nedenle, tehdit suçu hakkında bilgi edinmek ve gerekli önlemlerin alınması toplum huzuru için elzemdir.

Türk Ceza Kanunundaki tehdit suçunun basit ve nitelikli biçimleri, kamu düzenini ve bireysel güvenliği koruma amacı gütmekte olup, ilgili maddeler buna göre düzenlenmiştir. 

Tehdit Suçu Cezası 

Madde 106’nın 1. fıkrası uyarınca, bir kişinin başka bir şahsı veya onun yakınının canına, beden bütünlüğüne veya cinsel dokunulmazlığına saldıracağını söyleyerek tehdit etmesi halinde, bu suçu işleyen kişi altı aydan iki yıla kadar hapis cezasına çarptırılır. Eğer tehdit, mağdurun malvarlığına büyük bir zarar vereceği veya başka bir kötülük yapacağı şeklinde ise, bu durumda mağdurun şikayeti üzerine, tehdit suçunu işleyen kişiye altı aya kadar hapis veya adlî para cezası verilir.

Madde 106’nın 2. fıkrasına göre tehdit suçu eğer şu yöntemlerle işlenirse:

  • Silah kullanarak,
  • Kişinin kendini tanınmayacak şekilde gizleyerek, imzasız mektuplarla ya da özel işaretler kullanarak,
  • Birden fazla kişi tarafından ortaklaşa hareket edilerek,
  • Var olan veya sözde suç örgütlerinin yaratmış olduğu korku atmosferinden faydalanılarak,

Bu koşullarda fail hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmedilir. Madde 106’nın 3. fıkrası kapsamında, eğer bu suç ile beraber kasten öldürme, kasten yaralama veya mal varlığına zarar verme gibi daha ciddi bir suç işlenmişse, tehdit suçundan dolayı verilen hapis cezasına ilaveten bu ciddi suçlar sebebiyle de ayrıca ceza verilir. Tehdit suçu ciddi bir suç olup mağdurların yaşamını ve güvenliğini doğrudan tehlikeye atan bir eylemdir ve Türk Ceza Kanununa göre uygun ceza yaptırımlarını beraberinde getirir. Bu suç tipleri, hem mağdurun şahsi güvenliğini hem de toplumsal huzuru hedef aldığından, yasa koyucu bu suçlara karşı caydırıcı cezalar ön görerek toplum düzenini korumayı amaçlamaktadır.

Soruşturma Usulü

Tehdit suçu, bir kişinin başkasını ya da onun yakınlarını hayat, sağlık ve cinsel dokunulmazlıkları konusunda saldırıya uğratacağını söylemesiyle işlenir. Bu tip tehditlerde, suç mağdurun şikayetine bağlı olmaksızın, re’sen, yani savcılık veya mahkeme tarafından harekete geçilir. Eğer mağdur veya davaya katılan kişi şikayetten vazgeçerse bile kamu davası devam eder. Bu durumda dosya, eğer savcılık aşamasında ise savcılık soruşturmayı, mahkeme aşamasında ise mahkeme kovuşturmayı sürdürür.

Ancak, kişinin mal varlığına büyük zarar vereceğini veya başka türlü kötülük yapacağını ima ederek işlendiğinde, durum farklıdır. Bu tür tehlikeler içeren tehdit suçlarında soruşturma ve kovuşturma işlemleri, mağdurun şikayetine tabidir. Eğer mağdur ya da davaya katılan, işlenen suçla ilgili şikayetinden vazgeçerse, savcılık, şikayet olmamasından dolayı kovuşturmaya yer olmadığına karar verebilir.

Mahkeme de benzer şekilde, şikayetten vazgeçilmesi durumunda davanın düşmesine hükmedebilir. Kısacası, tehdit suçu söz konusu olduğunda, suçun niteliğine ve mağdurun iradesine göre yargılama süreci değişir. Şikayete bağlı olmayan durumlarda, yani bireyin ya da yakınlarının can ve beden bütünlüğüne yönelik tehditlere karşı, yargı organları yetkilerini otomatik olarak kullanırken, maddi zarar tehdidi gibi şikayete bağlı suçlarda mağdurun şikayeti olmadan dava düşebilir.

Kovuşturma Usulü

Tehdit suçu, Türkiye’de ciddiye alınan ve Türk Ceza Kanununun 106. maddesi ile düzenlenmiştir. TCK’nın 106/1 maddesi, tehdit suçunun tanımını yapar ve buna göre işlenen suçlar için re’sen soruşturma başlatılmasını öngörür. Soruşturma, savcılık tarafından şikayet beklemeden harekete geçilerek yapılır. Benzer şekilde mahkeme de suçun işlendiğinin tespit edilmesi halinde re’sen kovuşturmayı sürdürür. Tehdit suçu kapsamında TCK’nın 106/1 maddesinin uygulama alanı geniş olup, kişinin başkasına karşı cebir, şiddet tehdidi ya da onun haklarını ihlal edecek bir durum yaratma korkusu vererek hürriyetini tehdit etmesi bu bölüm altında değerlendirilir. Ayrıca, suçun daha ağır halleri de TCK’nın 106/2 maddesi ile tanımlanır.

Burada sayılan nitelikli haller şu şekilde sıralanmaktadır:

  1. Silahla yapılan tehditler,
  2. Kişinin yüzünü gizleyerek ya da tanınmayacak bir hale sokarak yapılan tehditler,
  3. İmzasız mektuplarla veya özel işaretlerle yapılan tehditler,
  4. Birden fazla kişi tarafından birlikte işlenen tehdit suçları,
  5. Var olan ya da var olduğu iddia edilen suç örgütlerinin korkutucu gücünden yararlanılarak yapılan tehditler.

Bu durumlar altında işlenen suçlar için şikayet şartı aranmaksızın Cumhuriyet savcılığı tarafından doğrudan soruşturma açılır ve mahkeme re’sen kovuşturmayı devam ettirir. Temel olarak, bu gibi bir tehdit eylemi ile karşılaşıldığında, mağdurun şikayetçi olmasını beklemeden adalet sistemi devreye girer. Tehdit suçu, kişisel güvenliğin korunması ve toplumsal düzenin sağlanması açısından önemlidir. Bu sebeple, Türk Ceza Kanunu, tehdit suçunu caydırıcı cezai yaptırımlarla ele almayı hedefler. Özetle, tehdit suçu Türk Ceza Kanunu çerçevesinde ciddi bir suçtur ve devlet, mağdurları korumak adına bu tür eylemlere karşı proaktif tedbirler almaktadır.

Tutuklama Tedbiri

5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanununun 100. maddesi, bireylerin özgürlüğünü kısıtlayan en ağır tedbir olan tutuklamanın koşullarını düzenlemektedir. Tutuklama kararı, ancak kuvvetli suç şüphesi ve bir veya birden fazla tutuklama nedeni mevcut olduğunda verilebilir. Tehdit suçu, diğer bir kişiye karşı belli bir zararın verileceğini söyleyerek kişinin iradesinde baskı oluşturmayı amaçlayan ve kanunlarımızla cezalandırılan bir suç türüdür. Tehdit suçu, eğer kanunda belirlenen birtakım özel şartlar altında işlenmiş ise nitelikli tehdit olarak tanımlanır ve cezası artırılır.

Kanun, delillerin yok edilmesi, değiştirilmesi veya gizlenmesi, tanıklar üzerinde baskı kurulması gibi kuvvetli suç şüphesini güçlendiren eylemlerin varlığı halinde tutuklama kararının verilebileceğini vurgular. Aynı zamanda, şüpheli veya sanığın kaçma riski, saklanması ya da kaçacağına dair somut şüpheler de tutuklamaya dayanak teşkil edebilen unsurlardır.

Tehdit suçu, Ceza Kanunu’nda öngörülen cezanın üst sınırının 2 yıldan fazla olması durumunda, nitelikli tehdit olarak değerlendirilir ve Ceza Muhakemesi Kanununda özel bir katalog suç olarak sayılmamaktadır. Ancak, yine de kuvvetli suç şüphesi ve yukarıda sayılan tutuklama nedenlerinin varlığında, hakim tutuklama kararı verebilir. Tutuklama kararı, ancak şartları ve gerekçeleri açıkça belirtilmek suretiyle bir hakim tarafından yazılı olarak verilir. Şüphelinin özgürlüğü ve devletin suçla mücadele etme yükümlülüğü arasındaki hassas denge, kanun koyucu tarafından titizlikle korunmaktadır. Bu nedenle, her bir tehdit suçu olayının kendi özel koşulları çerçevesinde değerlendirilmesi ve kanuni ölçütlerin dikkatle uygulanması gerekmektedir.

Uzlaşma Kurumu

5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanununun 253’üncü maddesiyle düzenlenmiş olup, şikayete bağlı suçlar arasında sayılmaktadır. Uzlaşma, hem şikayete tabi suçlarda hem de Türk Ceza Kanunu’nda özellikle belirtilen bazı durumlar için geçerli olan alternatif bir yargı sürecidir. Bu yol, hem şüphelinin hem de mağdurun yüzleşmesi ve anlaşması için fırsat sunar. Özellikle, malvarlığına büyük zarar vereceği veya başka bir kötülük yapacağı tehdidini içeren eylemler, şikayet şartına tabi olduğundan, uzlaşma süreci devreye girer.

Tehdit suçunun Türk Ceza Kanunu’ndaki tanımı 106/1 maddenin ilk cümlesinde yer alır ve 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunun 253. maddesi gereğince uzlaşma yolu açık olmakla birlikte şikayete tabi olmasa bile uzlaşma süreci uygulanabilir. Bu bağlamda, tehdit suçu mağduru veya zarar gören kişinin suçun işlenmesinin ardından yapacağı resmi şikayet üzerine soruşturma ve kovuşturma süreçleri başlar. Yargı aşamasında, tarafların gönüllülük esasına dayalı bir uzlaşmaya varması mümkündür. Uzlaşma, hem adil bir çözüm sağlamayı, hem de yargı sürecinin uzamasının önüne geçmeyi hedefler. Kısacası, tehdit suçu mağdurları, zararın boyutuna ve suçun niteliğine bağlı olarak, uzlaşma yoluyla adalet arayışlarını sürdürebilir ve böylece potansiyel olarak daha hızlı ve tatmin edici bir çözüme ulaşabilirler.

Korunan Hukuki Değerler

Tehdit suçu, bireylerin temel haklarından biri olan kişisel huzur ve güvenliklerini koruma amacı taşır. Söz konusu suç, kişinin özgürlüğüne kasten zarar vermeyi amaçlayan eylemlere karşı ciddi bir hukuki kalkan oluşturur. Tehdit suçu, şüphesiz kişilerin yaşam kalitesini doğrudan etkileyen unsurlardan biri olan huzur ve sükunu tesis etmektedir. Söz konusu suçla mücadele, bireyin içsel huzurunu bozan ve güven ortamını zedeleyen her türlü hareketin önüne geçmeyi hedefler. Böylece, kişiler arası ilişkilerde güven, saygı ve rahatlığın korunması temin edilir.

Suç kapsamında korunan hukuki değerlerin başında bireylerin huzur ve sükunları gelir. Bir kişinin tehdit edilmesi, o kişide kalıcı bir güvensizlik duygusu yaratma potansiyeline sahiptir. Bu da, tehdit altında olan kişinin karar verme özgürlüğünü önemli ölçüde kısıtlar ve bu kişilerin kararlarını özgür bir irade ile hayata geçirmesini engeller. Özgür irade, bireylerin karar alırken herhangi bir dış baskı altında olmaması ve kendi istekleri doğrultusunda seçim yapabilmesi anlamına gelir. Tehdit suçu, bu özgürlüğe yapılan bir saldırı olarak görüldüğünden, suçun önlenebilmesi adına hukuki tedbirler alınmıştır.

Bireylerin kararlarını özgürce alması ve bu kararları güvenle uygulayabilmesi, hukuki bir toplumun temel direklerinden biridir. Bu suçun failleri, mağdurun iç huzurunu ve hukuki güvenlik duygusunu sarsarak yasal sınırların dışına çıkar. Bundan dolayı, suçun önüne geçmek ve mağdurları korumak için hukuk sistemimiz devreye girer. Hukuki tedbirler ve cezalarla donatılmış olan tehdit suçu, mağdurun hayatındaki güvenliği ve huzuru yeniden inşa etme aracı olarak hizmet eder. Sonuç olarak, toplumsal huzurun ve bireysel güvenliğin korunmasında önemli bir role sahiptir. Bu suç tipine karşı alınan hukuki önlemler, kişilerin güvende hissetmelerini sağlayarak, özgür ve huzurlu bir toplumun inşasına katkıda bulunur.

Tehdit Suçunun Manevi Unsurları

  • Fail

Tehdit suçu, bireylerin başkalarını korkutarak ya da endişeye sürükleyerek hukuka aykırı bir davranış sergilemesi olarak tanımlanabilir. Bu suç türe özgü bir düzenleme içermez, yani fail için özel bir kategori belirlenmiş değildir. Dolayısıyla tehdit suçu her birey tarafından işlenebilir ve tüm toplum üyelerini etkileyebilecek niteliktedir. Bir kişi ne zaman bu suçu işlerse, bu suç Türk Ceza Kanunu’nda belirli cezai yaptırımlara tabidir ve bu yaptırımlar somut olayın detaylarına göre değişiklik gösterebilir. Ancak önemli bir husus vardır ki, o da cezaların şahsiliği ilkesidir. Bu ilke çerçevesinde, bir suçun faili ancak gerçek kişiler olabilir. Bu bağlamda, şirketler ya da diğer tüzel kişilikler gibi yapay varlıklar bu suçun faili olarak kabul edilemezler ve cezalandırılamazlar.

Günümüzde tehdit suçu hem fiziksel hem de dijital ortamlarda sıkça karşımıza çıkabilir. Sosyal medya platformlarındaki yazışmalar, e-postalar veya cep telefonu mesajları yoluyla bile insanlar tehdit suçuna maruz kalabilmekte ya da suçu işleyebilmektedirler. Bu nedenle, tehdit içerikli her türlü davranışın hukuki sonuçları göz önünde bulundurulmalıdır. Kısacası, suçu işleyen kişilere, faile özgü bir düzenleme olmasa dahi, cezai sorumluluk yüklenmektedir. Bu alanla ilgili mevzuat, herkesin huzur ve güven içinde yaşamasını teminat altına almayı hedeflemektedir. Bu suçu işleyen bireyler, adalet önünde sorumlu tutularak toplum düzeninin korunmasına katkıda bulunurlar.

  • Mağdur

Tehdit suçu, kanun koyucu tarafından net bir şekilde ele alınmıştır ve bu suç tipinde mağdurun kimliği önemli bir husustur. Aslında suçun mağduru olarak belirlenebilir bir kişi veya doğrudan belirli bir birey düşünülebilir. Ancak, tehdit suçu bakımından, tehdidin konusunu oluşturan haksızlık veya zararın, mutlaka bireyin kendisine yönelik olması şart değildir. Tehdit, kişinin bizzat kendisine gerçekleştirilebileceği gibi, kişinin yakınlarına da yöneltilmiş olabilir. Yasalar açısından “yakın” tanımı sadece aile bireylerini değil; arkadaşları, dostları ve kişisel ilişkilerde yakın hissedilen diğer kişileri de kapsar. Yani tehdit suçu, bireyin sosyal çevresindeki insanlara karşı yapılan eylemleri de içerir.

Herhangi bir kişiye ya da onun yakını sayılabilecek herhangi bir bireye karşı yapılan tehditler, cezai sorumluluğu beraberinde getirir ve bu suçlar için yaptırımlar belirlenmiştir. Özellikle, suç kapsamında, mağdurun psikolojik bütünlüğüne veya özgürlüğüne yönelik saldırılar dikkate alınır ve bu tür eylemler ciddiyete göre değişen cezalarla karşılık bulur. Bu bağlamda, tehdit suçlarının varlığı, bireyin ve toplumun huzurunu koruma amacı taşır. Sonuçta, ceza hukuku sistemi, bireyleri ve onların yakınlarını tehdit eden zararlı eylemlere karşı koruma mekanizması olarak işler ve tehdit suçu bu korumanın en somut örneklerinden biridir.

  • Fiil

Tehdit suçu, bireylerin can güvenliği, vücut bütünlüğü ya da cinsel dokunulmazlıkları gibi temel haklarını koruyan ceza hukuku kavramlarından biridir. Bu suç davranışı, kişilerin kendilerine ya da yakınlarına karşı gelecekte bir saldırı yapılacağı korkusunu uyandıran eylemlerle işlenir. Saldırının haksız ve ileri bir tarihte gerçekleşeceği konusunda mağdura açık bir şekilde bildirimde bulunulması gerekir. Tehdit suçunun işlenmesindeki asıl amaç, mağdurun özgürlüğünü, hak ve hürriyetlerini kısıtlamak, onu korku altında tutarak belli bir davranışa zorlamaktır. Kanun koyucu, bu suç çerçevesinde tehdit içeren saldırıların sadece fiziksel veya cinsel bütünlüğe yönelik olması gibi bir kısıtlama getirmez. Kişinin malvarlığına yönelik tehditler de dâhil olmak üzere, geniş bir yelpazedeki kötülükler bu suç kapsamına girer.

Malvarlığına yönelik tehditlerde, kişinin ekonomik durumunun, gelir ve giderlerinin, sosyal yaşantısının kısacası malvarlığının büyük bir zarara uğratılacağı yönündeki tehditler de suçun unsurlarını oluşturur. Burada önemli olan, zararın büyüklüğü ve mağdurun bu zarar karşısındaki durumudur. Hakim, kişinin malvarlığına yönelik tehdidin niteliğini ve tehdit iddialarının gerçeklik payını değerlendirerek, söz konusu durumun suçu oluşturup oluşturmadığına karar verir. Özetle, bu suç kişilerin yaşamını, sağlığını, özgürlüğünü ya da mal varlığını hedef alarak, onları belirli bir davranış biçimine zorlayan ciddi bir suçtur. Her türlü tehdidi kapsayacak şekilde düzenlenmiş olan yasalar, mağdurların haklarının korunması ve bu tür eylemlerin caydırılması amacını taşımaktadır.

Tapu Iptal Ve Tescil Davasi 1 2
Tehdit Suçu Tck 106, Şartları Ve Cezası 4

Tehdit Suçunun Manevi Unsuru

Tehdit suçu, karşı tarafın özgürlüğünü, güvenliğini ya da psikolojik bütünlüğünü zedeleyebilecek bir zararın gerçekleştirileceğinin telkin edilmesi ile meydana gelir. Bu suçun unsurları, Türk Ceza Kanununun 106. maddesinde açıklanmıştır. Tehditle ilgili olarak Yargıtay kararlarında ifade edilen bazı temel ilkeler bulunmaktadır. En önemli nokta, tehdit suçunda genel kastın yeterli olmasıdır; yani failin, yasal tanımındaki unsurları bilerek ve isteyerek işlemesi gerekmektedir. Burada, failin hangi saikle hareket ettiğinin bir önemi olmadığı, yani tehdit amacı gütmeden öncede bu suç işlenebileceği vurgulanır. Tehdidin muhatap üzerinde etkili olması şart olmayıp, mağdurun korkup korkmadığına bakılmaksızın suç oluşabilir.

Suçun oluşabilmesi için tehdidin objektif olarak korku yaratacak nitelikte olması yeterli bulunmuştur. Eğer tehdit olarak algılanan ifadeler şaka amacıyla söylenmişse ve bu durum belli ise, ifadelerin ciddi nitelik taşımadığına karar verilerek tehdit suçu oluşmaz. Tehdit soyut bir ifadeyle de gerçekleşebilir, belli bir zararı açıkça ifade etmese bile kişinin algısına göre korkutucu olabilir. Suçun oluşması için mağdurun tehdit edildiğini hissetmesi ve bu durumdan endişe duyması yeterlidir; mağdurun fiziksel olarak zarar görmesi beklenmez. Tehdit suçuyla korunmak istenen temel hukuki değer, bireyin psikolojik bütünlüğüdür. Eğer tehdit suçu iddiası ile karşı karşıya iseniz veya bir tehdit mağduru iseniz, konu hakkında daha fazla bilgi almak ve hukuksal danışmanlık için bir avukatla iletişime geçmenizde fayda vardır. 

  • Suça Teşebbüs

Tehdit suçu, bireyin başka bir kişiyi belli bir davranışı yapması veya yapmaması konusunda korkutmayı amaçlayan eylemlerle karşı karşıya bırakılması durumunda işlenir. Bu suç türünde, gerçekleştirilen tehdit hareketinin mağdur tarafından algılanıp algılanmaması, suçun varlığı açısından belirleyici değildir. Önemli olan, gerçekleştirilen tehdidin mağdura ulaşmış olması ve onun bu tehditten haberdar edilmiş olmasıdır. Tehdit suçu, neticesi harekete bitişik suçlar kategorisindedir. Dolayısıyla, suçun maddi olarak tamamlanması için tehdidin neticesinin ortaya çıkması şart değildir. Örneğin, mağdur tehdit edildiği zaman bu durumu ciddiye almayabilir veya korkmayabilir. Ancak, mağdurun tehdit eyleminden haberdar olması, tehdit suçunun oluşumu için yeterli sayılır.

Tehdit suçu bakımından, suçun tamamlanması için, tehdidin mağdur tarafından algılanmış olması esastır. Bu noktada, suçun tamamlanması için netice beklenmez. Mesela, mağdura yönelik ciddi bir tehdit içeren mektup yazılsa ve bu mektup, kontrol dışı nedenler yüzünden mağdura ulaşmasa, bu durum tehdit suçunun teşebbüs aşamasında kaldığını gösterir. Sonuç olarak tehdit suçu, tehdidin mağdura ulaştığı ve onun tehditten haberdar olduğu durumlarda gerçekleşmiş sayılır. Tehdit suçu için mağdurun tehditten etkilendiğinin kanıtlanması gerekmez, yalnızca tehdidin gerçekleştiği ve mağdurun bu durumdan haberdar olduğu önem taşır. Eğer tehdit eylemi mağdura ulaşmazsa, suç teşebbüs aşamasında kalmıştır ve tam anlamıyla işlenmiş olarak kabul edilmez.

  • Suça İştirak

Tehdit suçu, bireylerin bir diğerinin huzur ve sükunetini bozan ve onu bir yasa dışı davranışa zorlamak amacıyla korkutucu bir eylemi içeren yasal bir ihlaldir. Hukuki açıdan tehdit suçuna iştirak edilmesi, bu suçun işleniş biçimleri bakımından çeşitli şekillerde mümkün olabilmektedir. Tehdit suçu, bireyin başkasını yasadışı bir harekete zorlamak veya onun kişisel huzurunu bozmak amacıyla gerçekleştirdiği bir eylemdir. Bu tür bir suçun faili, doğrudan tehdit eylemini gerçekleştiren kişidir. Azmettirme, suçun işlenmesinde etkili bir başka yöntemdir. Bir kişinin, başkasını tehdit suçu işlemeye yönlendirmesi veya bu konuda teşvik etmesidir. Burada azmettirici, tehdit eylemi gerçekleşmeden öncesinde ya da esnasında failin suça karar vermesinde etkin bir rol oynamaktadır.

Yardım etme, suçun işlenmesine destek olan eylemler bütünüdür. Bu, failin suçu işlemesine yardımcı olacak bilgi, araç gereç sağlama veya suçun işlenmesini kolaylaştıracak herhangi bir faaliyeti içerebilir. Yardım eden kişi, doğrudan suçu işlemese bile suçun gerçekleşmesine katkıda bulunur. Hukuk sistemimizde, tehdit suçunun işlenmesi farklı iştirak şekilleriyle gerçekleşebilir. Bu kapsamda davranışların tümü, tehdit suçu oluşturabilir. Tehdit suçu, konu itibariyle ciddiye alınması gereken bir suç türü olduğundan, faillik ve iştirak yollarının doğru bir şekilde tespit edilip değerlendirilmesi büyük önem taşır. Bu bağlamda, hukuk profesyonellerinin tehdit suçu ve iştirak ilişkisinin tüm detaylarını iyi anlaması ve her bir olayın özelliklerine göre değerlendirmesi gerekmektedir.

  • Suçların İçtiması

Eğer bir fail, tek bir eylemle birden çok kişiyi tehdit etmişse veya aynı suç işleme niyeti ile aynı kişiyi farklı zamanlarda defalarca tehdit etmişse, bu durumda Tehdit Suçu kapsamında “Zincirleme Suç” hükümleri devreye girebilir. Zincirleme suç, aynı suç türünün birden fazla işlenmesi demektir ve bu durum Türk Ceza Kanununda ayrıca düzenlenmiştir. Ayrıca, tehdit suçu ile birlikte işlenen başka bir suç söz konusu olduğunda – örneğin yağma veya konut dokunulmazlığını ihlal – “Bileşik Suç” hükümleri uygulanabilir.

Bileşik suç durumunda, faile tehdit suçundan ayrıca bir ceza verilmez, zira tehdit suçu, diğer suçun bir unsuru olarak kabul edilir. Öte yandan, tehdit suçu amacıyla işlenen kasten öldürme, kasten yaralama veya mal varlığına zarar verme gibi suçlar söz konusu olduğunda, kişinin ayrıca bu suçlardan dolayı cezalandırılması gerekmektedir.

Türk Ceza Kanununun 106/3 maddesine göre: “Tehdit amacıyla kasten öldürme, kasten yaralama veya mal varlığına zarar verme suçunun işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ceza verilir.” Bu hüküm, gerçek içtima durumuna işaret eder. Gerçek içtima, birden fazla suçun tek fiil içerisinde ya da bağımsız fiillerle işlenmesi ve her bir suç için ayrı ayrı ceza verilmesi gerektiğini belirtir. Bu durumda, tehdit suçunun yanı sıra işlenen diğer suçlar için de failin cezalandırılması yasal bir zorunluluktur. Suçun ciddiyeti ve failin suç işleme şekli, ceza miktarını etkiler.

  • Tekerrür

Suç işleme eğiliminde bulunan kişiler açısından, tehdit suçu gibi ciddi konularda, hukuki süreçlerin işleyişi büyük önem taşımaktadır. Türk Ceza Kanununun 58. maddesi bu bağlamda, suçta tekerrürün nasıl değerlendirildiğini açıklar. TCK’nın 58. maddesine göre, bir kişinin sabıkasında bulunan suç hükmü kesinleştikten sonra yeni bir tehdit suçu dahil herhangi bir suç işlemesi halinde, tekerrür hükümleri devreye girer. Burada önemli olan nokta, daha önceki suçun cezasının tamamlanmış olmasının zorunlu olmamasıdır.

Tekerrür halinde verilecek cezanın infazı, mükerrirlere özel bir rejime tabi tutulur. Ayrıca, cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak suç işleme eğiliminin önüne geçilmesi amaçlanır. 18 yaşını doldurmamış kişilerin işledikleri suçlar noktasında tekerrür hükümlerinin uygulanmayacağının altı çizilir. Bu durum, genç yaştaki bireylerin rehabilite edilebileceği beklentisini yansıtır. Tekerrür hali söz konusu olduğunda, eğer ilgili kanun maddesi ceza olarak hem hapis hem de adli para cezasını seçenek olarak sunuyorsa, tercih hapis cezası yönünde olacaktır. Bu durum, tehdit suçu da dahil olmak üzere, yeniden suç işlenmesi riskine karşı caydırıcı bir önlem olarak karşımıza çıkıyor.

Suç işleme alışkanlığı bulunan kişiler açısından tekerrür hükümleri, hem toplumun korunması hem de suç işleme eğiliminin azaltılması adına önem taşır. TCK’nın 58. maddesi ile düzenlenen bu ilke ve kurallar, adalet sisteminin suça ve suçluya yaklaşım biçiminde belirleyici role sahiptir. Özellikle tehdit suçu gibi sosyal güvenliği doğrudan etkileyen suç türlerinde bu hükümler, daha büyük bir öneme sahiptir.

  • Hukuka Aykırılık

Tehdit suçu, bireylerin bir diğerine karşı öne sürdüğü haksız bir saldırı içerdiğinde meydana gelir. Bu suç için önemli olan, eylemin hukuka uygunluk çerçevesinin dışına çıkması ve mağdura yönelik yasadışı bir baskı unsuru taşıyor olmasıdır. Şiddet, ciddi zarar verme veya benzer bir kötülüğü belirli bir şarta bağlı olarak yapma tehdidi, bu suçun işlenmesinde belirleyici bir nitelik taşır. Ancak, Türk Ceza Kanununa göre her türlü tehdit eylemi suç oluşturmaz. Kanunun 26. maddesi şu halleri özellikle düzenlemiştir. Bir kişinin yasal bir hak kullanımı sırasında gerçekleştirdiği eylemlerden ötürü suç isnadında bulunulamaz. Bu bağlamda, ifade edilen tehdit, şayet yasal bir hakkın kullanımı çerçevesinde ise ve bu hakka dayanarak bir tehdit içeriyorsa, bu durum bir suç unsuru taşımaz.

Örneğin, bir alacaklının borçluya, borcunu ödemediği takdirde hukuki yollara başvuracağına dair yaptığı uyarı, hakkın meşru kullanımı şeklinde kabul edilerek suç oluşturmaz. Eğer bir kişi kendi üzerinde mutlak bir tasarruf hakkına sahip olduğu bir hususta, açık rızasını ortaya koymuş ve bunu belirtmiş ise, bu çerçevede işlenen bir davranış sebebiyle de ceza verilmez. Buradaki esas, kişinin rızasını özgür iradesiyle vermiş olması ve bu rızanın etkin bir şekilde açıklanmış olmasıdır. Bu düzenlemeler ışığında, tehdit suçu kapsamında değerlendirilmeyecek eylemlerin belirlenmesi ve bu suçun unsurlarının doğru anlaşılması hayati önem taşır.

Yargı mercileri, suçun oluşup oluşmadığını değerlendirirken, her somut olayın detaylarına ve yerine göre kanun maddelerinin yorumuna titizlikle yaklaşır. Bireyler arasındaki ilişkilerde her türlü tehdit içerikli ifade, otomatik olarak tehdit suçunu oluşturmaz. Bu bağlamda, yasal hakların kullanımından kaynaklanan ve yasaya uygun yollarla sürdürülen ifadeler, Türk Ceza Kanunu çerçevesinde suç olarak değerlendirilmez.

Tehdit Suçunda Görevli Mahkeme

Tehdit suçu, mağduru belirli bir davranışı yapmaya veya yapmamaya zorlamak amacıyla gerçekleştirilen ve Türk Ceza Kanunu’nda cezai yaptırımları belirtilen bir suç türüdür. Bu suçun işlenmesi durumunda, uygulanacak cezanın alt ve üst sınırlarına göre yargılama mercii belirlenir. Tehdit suçu hakkında yargılama süreci, 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkındaki Kanun kapsamında düzenlenmiştir. Tehdit suçu ceza yargılaması için asli kural olarak Asliye Ceza Mahkemeleri yetkilidir.

Yargılamaların adil ve hızlı bir şekilde yürütülmesi açısından, belirtilen kanun maddelerinin doğru yorumlanması ve uygulanması büyük önem taşımaktadır. Tehdit suçu ile ilgili davalarda mahkemenin yetkisinin doğru belirlenmesi, sürecin hukuka uygun olarak ilerlemesini ve adaletin tecellisini sağlamada kritik bir adımdır.

Tehdit Suçunda Yetkili Mahkeme

Tehdit suçu, bireylerin kişisel güvenlik hissinin zedelenmesine sebep olan ve Türk Ceza Kanunu kapsamında değerlendirilen bir suç türüdür. Bu suçun sanıklarının yargılanacağı mahkemeyi tespit etmede temel husus, 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanununun 12. maddesinde belirlenmiştir. CMK’nın 12. maddesi, herhangi bir suçun hangi mahkemede görüleceğini belirlemekte ve bu kapsamda tehdit suçu için özel bir düzenleme getirmektedir.

Buna göre: “Davaya bakmak yetkisi suçun işlendiği yer mahkemesi yetkilidir.” Bu maddeye göre bu suç davalarında yetki, suçun gerçekleştiği yerin mahkemesine aittir. Mahkemenin suçun işlendiği yere yakın olması, delillerin toplanması, tanıkların dinlenmesi ve adaletin hızlı bir şekilde tecelli ettirilmesi açısından önemlidir. Bu yerel yaklaşım, mağdur ve tanıkların mahkemeye ulaşımının kolaylaşmasını ve yargılama sürecinin etkin işlemesini sağlar.

Tehdit suçu davalarında yargılama süreci, şikayet, soruşturma ve kovuşturma aşamalarını kapsar. Bu suçlarla ilgili olarak kanunda belirtilen prosedürlere uygun bir şekilde hareket edilmesi önem taşır. Sonuç olarak, tehdit suçu gibi cezai konularda davanın hangi mahkemede ele alınacağını belirleyen kanuni hükümlerin doğru anlaşılması ve uygulanması, adil bir yargılama sürecinin temelidir. Bu durumda da 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununa göre, tehdit suçu ile itham edilen kişinin davası, suçun işlendiği yerin mahkemesinde görülecektir.

Tehdit Suçunda  Zaman Aşımı

Tehdit suçu, bir kişinin başka bir kişiyi herhangi bir konuda zor durumda bırakma veya zarar verme sözüyle korkutması ve endişe yaratması eylemidir. Bu eylemler hem kişinin kendini güvende hissetme hakkını hem de yaşam hakkını doğrudan etkileyebilir. Tehdit suçunun hem basit hem de nitelikli hallerinde, suçun işlendiği tarihten itibaren başlayan dava zamanaşımı süresi boyunca takip edilebilir.

Somut örnekteki gibi, tehdit suçuna maruz kalan kişi, bu suçun takibi için şikayet hakkını 8 yıl süreyle kullanabilir. Burada önemli olan, şikayet hakkının, dava zamanaşımı süresi içinde kullanılması gerektiğidir. Tehdit suçu, yaşam hakkına basit şekilde yönelikse, buna ilişkin dava şikayete tabi değildir ve resen takip edilir. Ancak, suçun diğer nitelikli halleri için şikayet gereklidir. Bu şikayet, tehdidin yaşandığı tarihten itibaren 8 yıl içinde yapılmadığı takdirde, suç zamanaşımına uğrar ve dava açılamaz. Tehdit suçları, şikayet üzerine soruşturulabilir ve takibi yapılabilir. Mağdurun, suça uğradığını düşündüğü andan itibaren, şikayetçi olma ve adli süreci başlatma tercihini kullanması, suçun üzerinin kapanmaması ve adaletin sağlanması için önemlidir.

Tapu Iptal Ve Tescil Davasi 2 1
Tehdit Suçu Tck 106, Şartları Ve Cezası 5

Tehdit Suçunun Temel Halinin Cezası

Tehdit suçu, bireylerin can güvenliği, bedensel bütünlüğü ve cinsel dokunulmazlıklarına karşı yapılan ciddi saldırı ihbarlarıyla ilişkilendirilir. Bu tür tehditlerde bulunan kişiler, ciddi yasal sonuçlarla karşı karşıya kalabilirler. Eğer bir kişi, başkasını ya da kendisinin yakınını, hayatlarına, vücut ya da cinsel dokunulmazlıklarına karşı bir saldırıda bulunacağı yönünde tehdit ederse, bu eylem tehdit suçu kapsamına girmektedir. Bu suçu işleyenler, Türk Ceza Kanunu’na göre altı aydan iki yıla kadar hapis cezası alabilirler.

Ek olarak, tehdit suçu sadece fiziksel zarar tehdidiyle sınırlı değildir. Bir kişi, başkasına yönelik olarak malvarlığına büyük ölçüde zarar vereceğini ya da diğer çeşitli kötülükler yapacağını söyleyerek tehdit ederse, bu durum da yine tehdit suçu içerisinde değerlendirilebilir. Ancak bu tür maddi zarar tehdidi veya diğer kötülük tehditleri durumunda mağdurun şikayeti üzerine harekete geçilir. Mağdurun şikayeti halinde, fail altı aya kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılabilir.

Tehditle yüz yüze gelen kişilerin, suçun işlendiği andan itibaren en yakın zamanda yetkililere başvurmaları ve suç duyurusunda bulunmaları, hem kendilerinin hem de toplumun güvenliğinin sağlanması açısından büyük önem taşır. Suçun aydınlatılması ve faillerin cezalandırılması, yalnızca polis ve adli makamların etkin çalışmalarıyla mümkündür. Tehdit suçları ciddiye alınmalı ve hukuk çerçevesinde, failin cezasını çekmesi için gerekli işlemler titizlikle uygulanmalıdır. Bu suç türlerine maruz kalmamak ve toplumun huzurunu korumak için alınacak önlemler ve farkındalığın artırılması, suçla mücadelede kritik rol oynar. Bireylerin huzur ve güven duygusunu sarsan tehdit suçları, hukukun koruma kalkanı altında caydırıcı cezalar ile karşılık bulmaktadır.

Tehdit Suçu ve Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması 

Tehdit suçuyla ilgili yargılama sürecinde, eğer sanık üzerine atılı suç nedeniyle iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adlî para cezasına çarptırılırsa, mahkeme hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) karar verebilir. Bu durumda, sanık tarafından işlenen suçtan dolayı verilen kararın yasal sonuçları beş yıl süre ile ertelenir. Bu beş yıllık süre içinde sanık eğer yeni bir suç işlemezse, hakkındaki dava düşer ve hiçbir hukuki sonuç doğurmaz. Ancak HAGB kararının verilmesi için bir takım şartlar vardır.

Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmaması, Mahkemenin, sanığın kişisel özellikleri ve duruşmadaki tutumuna bakarak yeniden suç işlemeyeceği kanaatine varması, Sanığın suç nedeniyle mağdura veya topluma verdiği zararı tamamen gidermiş olması gerekmektedir. Sanığın HAGB kararını kabul etmemesi halinde ise, bu karar verilmez. Bu durumda mahkeme, sanığa yöneltilen tehdit suçu nedeniyle belirlenmiş olan cezayı hemen uygulamaya koyar ve bu ceza sanık üzerinde doğrudan hukuki sonuçlar doğurur.

Tehdit Suçu Cezasının Ertelenmesi veya Adli Para Cezasına Çevrilmesi

Adli para cezası, suçun doğası ve toplum üzerindeki etkisi bağlamında hapis cezasının alternatifi olarak veya ek bir yaptırım olarak uygulanabilen bir ceza türüdür. Özellikle tehdit suçu gibi bazı vakalarla ilgili olarak, mahkeme tarafından verilen hapis cezası, belirli şartlar altında adli para cezasına dönüştürülebilir. Ancak, bu suç işlenirken eğer mağdur, sağlık personeli veya yardımcı sağlık personeli ise durum değişmektedir.

Türk Ceza Kanununun 106. maddesi uyarınca sağlık çalışanlarına karşı işlenen tehdit suçları için verilen hapis cezaları, 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununun Ek 12. maddesine göre, TCK’nın 51. maddesindeki hapis cezanın ertelenmesi hükümlerine tabi değildir. Bu özel düzenleme ile sağlık çalışanlarını korumak amacı güdülmektedir. Sağlık personeli tanımına doktorlar, hemşireler, ebeler gibi profesyoneller girerken; yardımcı sağlık personeli ile hasta bakıcılar, acil tıp teknikerleri, ambulans şoförleri gibi diğer sağlık alanında çalışan kişileri ifade eder.

Tehdit suçu bağlamında, sanığın durumu ve suçun şartları her ne kadar lehte gözükse de, söz konusu sağlık çalışanlarına karşı işlenmesi durumunda bu lehte durumlar geçerli olmaz ve suçun ciddiyeti korunarak daha sert yaptırım uygulanır. Bu durum, toplum tarafından sağlık sektörünün öneminin anlaşılmasına ve suçla mücadelede sağlık çalışanlarının özel bir koruma altına alınmasına vesile olur.

Tehdit Suçu Kimler Aleyhine İşlenebilir?

Tehdit suçu, kişilerin huzuru ve güven hissini koruma amacı taşır. Bu suç, yalnızca gerçek kişiler aleyhine işlenmesi mümkün olan ve hukuk düzeninde ciddi bir yere sahip olan bir kabahattir. Çünkü bireylerin manevi dünyasına, onlara bir zarar geleceği endişesini taşıyarak zarar verir. Bu bağlamda tehdit suçu; şahıslarda hissedilen güvensizlik duygusunu ve huzursuzluğu ortadan kaldırmayı amaçlar.

Fiziksel bir eylem ile somutlaştığı zamanlar da mevcut suç tanımlarını etkileyebilir ve başka suçların doğmasına yol açabilir. Bir tehdit fiilinin hukuki anlamda suç sayılabilmesi için, aleyhine suçun işleneceği kişinin belirli ya da belirlenebilir olması gerekmektedir. Eğer tehdit edilen taraf belirsizse, yani kim olduğu anlaşılmıyorsa, tehdit suçu mevcut kabul edilemeyecektir. Suçun varlığının tespiti için mağdurun kimliğinin net oluşu esastır. Tehdit suçunun soruşturulması ve kovuşturulması, toplumun huzurunu ve bireylerin manevi selametini önemsediğinin bir göstergesidir.

Tüzel kişilere yönelik olarak işlenen olası tehdit fiilleri ise tehdit suçu kapsamına girmez çünkü korunan hukuki değer, insanların iç dünyası ve ruh halidir. Hukuk sistemimizde, tehdit suçu çok ciddiye alınır ve mağdurların gönül rahatlığı ile yaşamalarını sağlamak adına gerekli yaptırımlar uygulanır. Bu nedenle, tehdit suçunu işleyenlerin cezalandırılması kaçınılmazdır. Huzurun ve güvenliğin temel taşı olduğu toplum düzeninde, tehdit suçu ile mücadele etmek elzemdir.

Tehdit Suçu ve Kavga Sırasında Söylenen Sözler

Tehdit suçu, kavga esnasında yaşanan şiddetli öfke ve panikle, şiddetin etkisi altında işlenebilir. Şahıs, haksız eylemin yol açtığı yoğun öfke ve şiddet hissiyle iradesinin sarsılmasına neden olacak düzeyde etkilenebilir. Haksız tahrik, zarar gören tarafça gerçekleştirilen eylem sonucunda ortaya çıkmalıdır. Haksız tahrik, failin ceza sorumluluğunu eksiltir ancak tamamen sorumsuzluk yaratmaz ve buna bağlı olarak cezada indirim yapılabilir. Haksız tahrik uygulaması için; tahriki oluşturan haksız eylemin varlığı şarttır, fail, öfke veya şiddetli elemin etkisi altında olmalıdır, işlenen suç, bu psikolojik durumun bir tepkisi olarak gerçekleşmelidir, haksız tahrik eylemi, zarar gören tarafından yapılmış olmalıdır.

Basit Tehdit Suçu ve Cezası

Türk Ceza Kanunu’nun 106/1 maddesi temel tehdit suçunu düzenlerken 106/2 maddesi ise tehdit suçunun ağırlaştırılmış hallerini belirtir. Temel tehdit suçu, bir kişinin başkasını, kendisinin ya da yakınının hayatına, vücut bütünlüğüne veya cinsel dokunulmazlığına bir saldırı yapacağı tehdidinde bulunması durumunda gerçekleşir. Böyle bir tehdit içeren eylemler, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile yaptırıma tabidir. 

TCK 106 2 

Türk Ceza Kanununun 106. maddesinin ikinci fıkrasına göre tehdit suçunun cezalarını ağırlaştıran nitelikli haller şu şekildedir:

  1. Silahla tehdit: Eğer tehdit, bir silah kullanılarak yapılırsa bu durum cezayı ağırlaştıran bir unsur olarak değerlendirilir.
  2. Gizlilik öğeleriyle tehdit: Tehdit, kişinin kendisini tanımayacak hale getirerek, imzasız bir mektup göndererek veya özel işaretler kullanarak yapılırsa bu, tehdidin etkisini artırıcı bir nitelik olarak görülür.
  3. Toplu tehdit: Birden fazla kişinin birlikte yapmış olduğu tehdit, mağdur üzerinde baskıyı ve korkutma gücünü artırır ve bu nedenle ağırlaştırıcı bir faktördür.
  4. Suç örgütü ile ilişkilendirilen tehdit: Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin yarattığı korkutucu güçten faydalanarak gerçekleştirilen tehdit davranışları.

Yukarıda belirtilen nitelikli hallerin herhangi biri tehdit suçu içerisinde söz konusu olduğunda, fail hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına karar verilir. Bu nitelikli haller, mağdurun yaşadığı korku ve endişenin ciddiyetini ve yoğunluğunu artırmakta ve böylece suçun vahametini göstermektedir. Türk Ceza Kanunu’nda bu ağırlaştırıcı koşullar, tehdidin etkilerinin daha ağır ve ciddi olabileceğini öngörmekte ve bu durumların her birini ayrı birer bent halinde düzenlemektedir. Bu ağırlaştırıcı sebepler, toplumdaki huzuru ve bireysel güvenliği koruma amacı güderek, tehdit suçuna daha ciddi yaptırımlar getirmektedir.

Sağlık Çalışanlarını Tehdit Suçu ve Cezası

Türk Ceza Kanununun sağlık çalışanlarına karşı işlenen tehdit suçu hususunda öngördüğü cezai yaptırım artışı şu şekilde özetlenebilir. Sağlık hizmetleri sırasında görev yapan sağlık personeline veya yardımcı sağlık personeline yönelik olarak, görevlerinden kaynaklanan nedenlerle işlenen 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda belirtilen suçlar (kasten yaralama, tehdit, hakaret ve görevi yaptırmamak için direnme) durumunda alınacak önlemler şu şekildedir:

  • Tehdit suçu da dahil olmak üzere, söz konusu maddeler kapsamındaki suçlarda verilecek cezalar, normal oranın yarısı kadar artırılır.
  • Bu suçlar karşısında Türk Ceza Kanununun 51. maddesinde öngörülen “hapis cezasının ertelenmesi” hükümleri uygulanmayarak, cezaların infazı hemen başlar.

Ayrıca, özel sağlık kurum ve kuruluşlarında görev yapan sağlık çalışanları da bu hükümler çerçevesinde kamu görevlisi olarak değerlendirilir ve onlara karşı işlenen suçlar kamu görevlisi sayılan kişilere yönelik suçlar gibi cezalandırılır. Örneğin, bir sağlık çalışanına görevini yapmasını engellemek amacıyla tehdit uygulanması durumunda, tehdit suçu işlemiş olan kişi, Türk Ceza Kanununun 265. maddesine göre altı aydan üç yıla kadar hapis cezasına çarptırılır; ve bu durumda sağlık çalışanına karşı işlendiği için ceza yarı oranında artırılır. Bu hükümler, sağlık çalışanlarının güvenliğini sağlamak ve onları korumak amacıyla caydırıcılığı artırmak için düzenlenmiştir.

Silahla Tehdit 

Silahla işlenen tehdit suçlarında, failin eylemi sırasında silahın varlığı ve kullanımı, mağdurun üzerinde olumsuz etki yaratmaya yöneliktir. Türk Ceza Kanunu’nun 6. maddesine göre silah; ateşli silahlar, patlayıcı maddeler, kesici, delici veya bereleyici aletler ile saldırı ve savunmada kullanılmak üzere tasarlanmış veya bu amaçla kullanılabilen diğer araçları kapsamaktadır. Yargıtay kararına göre; bir kişi eğer tehdit esnasında oyuncak bir silahı kullanarak mağduru korkutmayı başarırsa ve bu silahın sahteliği kolaylıkla anlaşılamıyorsa, nesnel olarak korkutucu bir etkiye sahip olduğu varsayılır. Bu durumda, gerçek bir silah kullanılmış gibi, tehdit suçu nitelikli hali ile işlenmiş sayılır.

Silahın sahte olup olmadığından bağımsız olarak, eğer mağdur gerçek bir silah zannederse ve bu durum tanıklar tarafından da desteklenirse, failin silahla tehdit suçu işlediği kabul edilir. Özetle, silahın sadece bulundurulması tehdit suçu için yeterli değildir; silahın tehdit eyleminde kullanılması gerekir. Bu kullanım, silahın gösterilmesinden dolaylı bir şekilde anlaşılması ya da fiili bir harekete dökülmesine gerek olmaksızın, silahın varlığından veya mahiyetinden mağdurun korkutulmasına odaklıdır. Bir şüphelinin üzerinde silah taşıması, mağdurun ve çevresinin bilgisi olmadan gerçekleşirse, bu durumda tehdit suçu oluşmaz. Ancak, korku uyandıracak bir silahın, gerçek mi sahte mi olduğu belirsiz bir biçimde mağdur üzerinde korkutucu etki yaratmasına neden olması halinde, tehdit suçu nitelikli olarak oluşmuş olur.

Bir Kişinin Kendisini Tanınmayacak Duruma Getirerek Tehdit Suçu İşlemesi

Bir kişinin tehdit suçu işlerken kendini tanınmayacak hale getirmesi, mağdurun kim tarafından tehdit edildiğini anlayamaması nedeniyle suçun ağırlaştırıcı bir unsur olarak değerlendirilmiştir. Bunun anlamı, suçun mağduru üzerindeki korku etkisinin artması, mağdurun kendini savunma imkanlarının kısıtlanması ve failin tespiti konusunda yaşanan zorluklar dikkate alınarak, failin kendi kimliğini gizlemeyi amaçlayarak işlediği tehdit fiilleri ağırlaştırılmış suç olarak kabul edilmektedir. Bu tür bir gizlenme örneği, maske takma veya farklı bir görünüm sağlamak için makyaj yapma, peruk kullanma gibi eylemler olabilir. Burada önemli olan, failin suçu işleme amacıyla kendisini normal görünümünden farklı bir hale sokmasıdır; mağdurun faili tanıyıp tanımadığı önemli değildir.

Birden Fazla Kişiyle Tehdit Suçu 

Tehdit suçu, bireysel olarak işlenebilen ve tek faille de gerçekleşebilen bir eylemdir. Tehdit suçu için birden fazla kişi tarafından işlenmesi zorunlu olmamakla birlikte, çoklu faillerin varlığı suçun vahametini artırabilir ve daha ciddi sonuçlar doğurabilir. Bir kişinin tehdit edilmesi durumunda, birden fazla kişinin baskı ve tehdit eylemleri katılırsa, mağdur üzerindeki korkutucu etki katlanarak artar. Mağdurun özgür iradesi ve karar verme kabiliyeti, birden fazla kişinin tehdidi altında daha fazla zarar görür. Birden fazla failin iş birliği, suç eyleminin daha kolay ve organize şekilde işlenmesine olanak sağlar.

Fail sayısının artması, mağdurun kendisini savunma şansını zayıflatır ve daha savunmasız bir hale getirir. Türk Ceza Kanununda birden fazla kişi tarafından tehdit suçu işlenmesi, suçun nitelikli halleri arasında sayılır ve bu da suçun cezai yaptırımlarını artırır. Yani, birden çok kişi tarafından tehdit eyleminin gerçekleştirilmesi durumunda, suç için öngörülen ceza miktarı daha ağır olacaktır. Birden fazla kişi tarafından işlenen tehdit suçu, mağdur için çok daha zorlayıcı ve travmatik bir deneyime yol açabilir. Bu durum, hukuk düzeninde ayrıca ele alınmış ve ciddi yaptırımlarla karşılanmıştır. Suçun bu şekilde işlenmesi, failin ya da faillerin karşılaşacağı ceza ciddiyetini artırarak, suçun önlenmesi ve mağdurun korunması adına caydırıcı bir faktör olarak işlev görmektedir.

İmzasız Mektup, E-Mail Yoluyla Tehdit Suçu

Anonim mektupla tehdit suçunun cezasının artırılmasının nedenleri şunlardır. Anonim mektuplar, mağdura yönelik tehdidin kaynağını belirsiz bırakır. Bu da mağdurun korkusunu ve tedirginliğini artıran bir faktördür. Mağdur, tehdit edenin kim olduğunu bilmediği için savunma şansı da azalır. Bu durum, suçun daha yüksek bir ceza gerektirmesine neden olur. Anonim mektuplar yüzünden mağdur hangi yönden bir tehlikenin gelebileceğini kestiremez ve bu da panik yaratabilir.

Türk Ceza Kanunu Madde 106’ya göre anonim tehditte bulunmanın suçun nitelikli hali olduğu ve bu durumun ciddi bir tehdit oluşturduğu ifade edilmiştir. Mektup kavramı ise sözlükte şöyle tanımlanmıştır. Bir şey haber vermek, sormak, istemek veya duyguları bildirmek için birine çoğunlukla posta yoluyla gönderilen, zarfa konulmuş yazılı kağıt. Eğer yazının kimden geldiği mağdur tarafından anlaşılmıyorsa, suçun nitelikli hali uygulanır. Bu durumda tehdit suçu kapsamında daha ağır cezaların uygulanması söz konusudur. Tehdit suçunun kapsamının ve şiddetinin anlaşılması, mağdurların korunması ve bu tür suçlara caydırıcılık sağlamak amacıyla kanunlarda belirli düzenlemeler yapılmıştır. Anonim mektup yoluyla yapılan tehditler, bu düzenlemelere örnek teşkil eden, ciddiye alınması gereken suç türlerindendir.

Örgüt İsmi Kullanarak Tehdit Suçu

Tehdit suçu, suç örgütlerinin yarattığı korku atmosferini kullanarak kişiler üzerindeki etkisiyle sıkça karşılaşılan bir suç türüdür. Mevcut suç örgütlerinin, yani adli kayıtlarda yer alan çetelerin varlığı, suçun işlenme şeklini ağırlaştırıcı bir faktör olarak öne çıkar. Önemli olan nokta, kişinin bu örgütlerin bir üyesi olup olmaması değil, örgütün adını kullanarak tehdit eylemini gerçekleştirmesidir. Örgüt adı kullanılarak gerçekleştirilen tehditte, mağdurun karşı karşıya kaldığı korku ve panik hissi artar, savunma yeteneği azalır ve bu da suçun nitelikli hal olarak değerlendirilmesini gerektirir. Bu tür bir durum sadece var olan örgütler için geçerli olmayıp, güçlü bir inançla var oldukları düşünülen suç örgütleri adına yapılan tehditler de aynı şekilde nitelikli hale dönüşebilir.

Kişi, tehdit suçunu işlerken örgüt üyesi olmasa dahi örgüt adını kullanmak suretiyle aynı ciddi sonuçları doğurur. Ancak, eğer kişi gerçekten suç örgütü üyesi ise, bu durum Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesinde ‘Suç işlemek amacıyla örgüt kurma’ kapsamında ayrı bir suç olarak da cezalandırılır. Bu maddenin ötesinde, tehdit suçunda kullanılan örgüt isminin, mağdurdaki korku ve paniğin boyutunu artırması, suçun nitelikli bir hal almasını gerektiren önemli bir unsurdur.

Özel İşaretlerle Tehdit Suçu

Tehdit suçu, bireylerin güvenlik duygusunu ve huzurunu bozmayı amaçlayan eylemleri kapsar. Bu bağlamda, özel işaretlerin kullanımı da tehdit suçu kategorisine girebilir. Özel işaretler, bireyleri tehdit eden, onları korkuya ve endişeye sürükleyen semboller ve mesajlardır. Bu tür işaretler, kanunlarla özel olarak tanımlanmamış olmakla birlikte, onların tehdit edici nitelikte oldukları yerel adetler ve durumun bağlamıyla anlaşılabilir. Bu işaretler, tehdit içerikli olmalı ve genellikle kişinin savunma yeteneğini azaltıp, onları korku ve panik hissine kapılmalarına sebep olan nitelikte olmalıdır.

Örneğin; bir kapıya veya duvara tehditkar yazılar yazılması, bir eve tehdit içeren sembollerin bırakılması veya birine kurukafa resmi gönderilmesi tehdit suçu olarak değerlendirilebilir. Hâkim, bir özel işaretin tehdit unsuru taşıyıp taşımadığını ve bu suçun unsurlarını karşılayıp karşılamadığını belirler. Özel işaret gönderen failin anonim olması da zorunlu değildir.

Tehdit edici bir öğe açıkça bilinen bir kişi tarafından da gönderilebilir ve bu da tehdit suçu oluşturur. Tehdit oluşturan özel işaretler, tehditkar bir mesajın verildiği ve alıcının ölüm veya zarar göreceği yönde endişeye kapılmasına neden olan herhangi bir görsel ya da işareti içerebilir. Bu konuda farkındalık yaratmak ve hukuki süreçte vatandaşlara yol göstermek adına, tehdit suçu ile ilgili bilgilerin ve örneklerin paylaşılması önemlidir. Bu suçla karşılaşan bireylerin, yaşadıkları mağduriyeti adalete taşıyabilmeleri için harekete geçmeleri ve haklarını aramaları cesaretlendirilmelidir.

Arabanın Üzerine Not Yazılı Kağıt Bırakılması Basit Tehdit Suçu

Türk Ceza Kanununun 106. maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi altında düzenlenen ve nitelikli tehdit suçu olarak adlandırılan husus, birtakım özel durum ve yöntemlerle işlenen tehdit eylemlerini içermektedir. İlgili kanun maddesi, kişinin kendisini tanınamayacak bir hale sokması, imzasız mektup göndermesi veya özel işaretlerle tehdit ifade etmesi durumlarını ele almaktadır. Bu hareketlerin suç teşkil edebilmesi için failin kimliğinin mağdur tarafından anlaşılmaması gerekir.

Mağdurun faili bilmesi durumunda, tehdidin sebep olacağı korku etkisinin aynı derecede olmayacağı kabul edilir. Yargıtay’ın ilgili kararında belirtildiği üzere, failin kim olduğunun mağdurca bilindiği durumlar, TCK’nın 106. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen genel tehdit suçu kapsamına girer. Bu durumda, sanığın hareketlerinin mağdur tarafından tanındığı ve böylece tehdidin nitelikli sayılmayacağı açıktır. Sanığın mağdur tarafından tanınan bir eylemiyle ilgili Yargıtay kararı, hukuksal bir ayrıma işaret etmektedir. Karara göre: eğer sanık; kendisini tanınmayacak hale koyarak, imzasız mektupla ya da özel işaretlerle, tehdit içeren bir eylemde bulunmuş ve mağdur bu eylemi failin kendisi tarafından gerçekleştirildiğini anlamamışsa, bu durum nitelikli tehdit suçu oluşturur.

Ancak, eylemin faili mağdur tarafından tanınıyorsa, yani kimliği belli ise, bu durum Türk Ceza Kanununun 106. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen genel tehdit suçu kapsamına girecektir. Nitelikli olmayan bu tehdit suçu, daha az ağır bir suç tipi olarak kabul edilir. Bu tür hukuki kararlar, tehdit suçu ifade edildiğinde failin kimliğinin mağdur tarafından bilinip bilinmediğinin tespitine dikkat edilmesini gerektirir, zira bu durum suçun mahiyeti ve cezalandırılması açısından önemli farklılıklar yaratmaktadır.

Oyuncak Silah Gerçek Gibiyse Silahla Tehdit Suçu

Sanık tarafından suç işlenirken kullanılan oyuncak tabanca, gerçek bir silahın görünüm ve ayrıntılarını taşımakta ve uzaktan gerçek bir silahla karıştırılabilecek kadar korkutucu bir özelliğe sahip olduğu tespit edilmiştir. Bu durum tehdit eyleminin unsurlarından biri olarak kabul edilmiş, oyuncak tabancanın gerçeğe yakın görünümü korkutma amacı güttüğüne işaret etmiştir. Mahkemece yapılan tespit sonucunda, oyuncak tabancanın gerçek silahla karıştırılabilecek kadar inandırıcı olduğu ve bu nedenle tehdit suçunda korkutucu unsur olarak değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır.

Sanığın beraatine yönelik verilen kararın, hatalı gerekçelere dayandırıldığı ve bu sebeple bozulması gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu karar, tehdit suçuna ilişkin hukuki yorumlarda, kullanılan aracın gerçek bir silaha ne kadar benzediğinin ve mağdur üzerinde ne derecede bir korkutucu etki yaratıp yaratmadığının büyük önem taşıdığını ortaya koyar. Eğer bir oyuncak silah, mağdura uzaktan gerçek bir silah olarak algılanacak ise bu durumun cezai sorumluluğu değiştirebileceğine dair bir örnek teşkil etmektedir. Oyuncak silah kullanımı, tehdit suçu bağlamında masum bir eylem olarak görülemeyecek, mağdur üzerindeki psikolojik etki ve algılanan tehlike düzeyi suçun vasfını belirlemede esas alınacaktır. Böylelikle, sanıkların sahte silah kullanarak insanları tehdit etmelerinin hafife alınmayacağı ve ciddi yasal sonuçlar doğurabileceği konusunda bir hukuki prensip pekiştirilmiştir.

Tehdit Suçu Nasıl İspatlanır?

Tehdit suçu, mağdurun güvenliğini ve huzurunu kaçıran ciddi bir suçtur. Kanunlar çerçevesinde, şüphelinin mağdura karşı sözlü ya da fiziksel bir zarar tehdidi yapmasıyla işlenmiş kabul edilir. Bir tehlike arz eden durumların varlığının ispatı, adli süreçte tanık beyanlarıyla mümkün olabilmektedir. Bu durumlarda, tanık ifadesi, tehdit suçuna ilişkin deliller arasında merkezi bir role sahiptir. Tehdit suçunun aydınlatılması sürecinde, tanıkların beyanlarının alınması, olayın gerçekleştiğine dair kanıtların toplanmasında önemli bir adımdır. Tehdit suçu ve delillendirmesi konusunda tanık beyanı, bireylerin adalet arayışında ve suçun ortaya çıkarılmasında belirleyici bir etken haline gelmiştir. Bu veriler ışığında, tehdit suçunun kanıtlanmasında tanık beyanlarının elzem olduğu anlaşılmaktadır. İlgili süreçlerde yasal mekanizmaların, sağlam tanık ifadeleri ile olayları aydınlatma kapasitesi çok büyüktür.

Tehdit suçu, katalog suçlar arasında yer almadığı için, bu tür bir suçlamayla karşı karşıya kalan şahıslara ilişkin olarak telefon dinlemesi işlemi uygulanmamaktadır. Tehdit suçu kapsamında suç isnadı bulunan kişilerin iletişimlerinin dinlenilmesi, kanunen izin verilen bir uygulama değildir. Ancak, adli süreçte farklı delil toplama yöntemleri bulunmakta olup, bu yargılamalarda kullanılabilmektedir. Tehdit suçlamasıyla ilgili olarak, soruşturma aşamasında ve dava dosyalarında HTS kayıtları önemli bir yere sahiptir.

HTS kayıtları, yani arama detayları (arayan ve aranan numaraların kayıtları) mahkemeye sunulmakta ve bu bilgiler, diğer delillerle birlikte toplanarak dava dosyasına eklenmektedir. Bu kayıtlar, tehdit suçuyla ilgili olayların zaman ve bağlantı detayları açısından ispat unsuru olarak değerlendirilebilir. Tehdit suçu iddialarında, HTS kayıtları gibi iletişim detayları, sözlü beyanlar, görgü tanıkları ve diğer fiziksel deliller, toplanıp adli makamlarca incelendikten sonra bir bütün olarak değerlendirilir. Tehdit suçuyla ilgili olarak yapılan bu delil değerlendirmesi, somut olayın aydınlatılması ve adaletin tecellisi açısından büyük önem taşımaktadır.

Tehdit suçu ile ilgili yargılamalarda telefon dinlemesi uygulanmamakla birlikte, tehdit suçu isnadı altındaki bireylerle alakalı HTS kayıtları, davaların seyrinde kritik bir delil olarak ele alınabilmektedir. Bu kayıtlar, tehdit suçuna dair iddiaların çözümlenmesi adına mahkemeler tarafından dikkate alınan ve karara bağlanan önemli faktörlerden biri olarak kabul görmektedir. Tehdit suçunun ispatlanmasında, cep telefonları ve sim kartlar üzerindeki dijital içerikler önemli rol oynamaktadır. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu madde 134’e göre, şüpheli ya da sanığın telefonunda yer alan SMS mesajları, videolar, fotoğraflar gibi dijital veriler, suçun ispatı için incelenebilir. Ancak bu incelemenin yasal zemine oturtulması gerekmekte ve birtakım prosedürlere uyulması zorunludur.

Şüpheli veya sanığın cep telefonunun incelenmesi için öncelikli olarak hakim kararı gereklidir. Hakim kararı olmaksızın acil durumlarda, CMK’nın belirttiği süreler içinde hakim onayına sunulmak üzere, Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile telefon incelenmesi mümkündür. Kolluk görevlileri, yukarıdaki yasal izinler olmadan şüphelinin veya sanığın telefonunu inceleyemez ve içeriklerini kayıt altına alamaz. Yasal prosedürlere uyulmaksızın elde edilen deliller, hukuka aykırı olarak kabul edilir ve yargı sürecinde geçersiz sayılır. Tehdit suçu kapsamında delil toplama süreci, CMK m.134 hükümleri doğrultusunda titizlikle yürütülmelidir. Ceza yargılamalarında hukuka uygun delil toplama, adil yargılanma hakkının korunması ve gerçek suçluların tespiti için kritik öneme sahiptir.

Gizli veya izinsiz alınan ses ve görüntü kayıtlarının hukuki geçerliliği, çeşitli durumlar altında farklılık gösterebilir. Özellikle tehdit suçu ispatında bu tür kayıtların değeri büyük önem arz eder. Aniden meydana gelen ve kaydedilen kişi dışında tanık bulunmayan durumlarda, başka bir ispat yöntemi olmadığında, gizlice alınan ses veya görüntü kayıtları savunmanın kanıtı olarak hukuka uygun kabul edilebilir.

Gizli kayıt, hakaretin belgelendirilmesine yardımcı olan tek yol ise, bu kayıt yargı sürecinde kanıt olarak kabul edilebilir. Fakat, bir kişinin diğerine tehdit içeren sözler sarf ettiği durumlarda, planlı ve sistemli şekilde yapılan ses veya görüntü kayıtları yasalara aykırı sayılır. Bu durumda kayıtlar, tehdit suçu ispatında kullanılamaz ve kaydın kendisi başka bir suç teşkil edebilir. Gizli/izinsiz kayıtlar, tehdit suçu ispatında sınırlı şartlarda kullanılabilir. Söz konusu kayıtlar, başka türlü delil elde etme şansı olmayan durum için geçerli bir ispat yöntemi olabilir. Kayıtların hukuka uygunluğu, durumun aciliyetine ve kaydın şartlarına göre değişebilir. Planlı ve sistemli yapılan gizli kayıtlar, tehdit suçu ispatında kanıt olarak kabul edilmez ve suça yol açabilir.

TCK 106 

Tehdit suçu kapsamında yürütülen soruşturma ve davalarda, Whatsapp, Telegram gibi mesajlaşma uygulamaları üzerinden gönderilen sesli, yazılı ve görsel içerikler yargısal delil olarak kullanılabilmektedir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 134. maddesi uyarınca yasal prosedürlere uyularak belgelendirilmesi şartıyla, bu iletişim kayıtlarının adli dokümanlara dönüştürülmesi ve mahkeme kayıtlarına eklenmesi gerekmektedir. Gönderilen mesajların tarih ve saat bilgileri ile birlikte detaylı diyaloglar halinde tutanak altına alınması önem taşır. İlgili mesajlaşmaların ekran görüntüleri de alınarak tutanaklara eklenir.

Belirlenen usul ve esaslara göre düzenlenen tutanağın orijinali ve mahkeme tarafından denetime imkan veren onaylı örneği dava dosyasına konulur. Elde edilen bu evraklar duruşmada sanığa okunur ve kendisinin bu konudaki diyecekleri sorulur. Toplanan delillerin tümü, dava sürecinde bir bütün olarak değerlendirilir. Mesajlaşma kayıtları, tehdit suçu dahil olmak üzere birçok hukuki süreçte sağlam delillendirme aracı olarak görülür. Bu kayıtların güvenilirliği ve yargısal geçerliliği ancak ilgili usul ve kanuna uygun hareket edilerek sağlanabilir. Herhangi bir mahkemede bu tür bir delilin kullanılabilmesi için CMK’da belirtilen adımların titizlikle uygulanmış olması gerekir.

Tehdit suçu gibi ciddi bir iddiayı desteklemek için mesajlaşma kayıtlarının kullanılabilmesi, teknolojinin getirdiği imkanlar ve yasal yönetmelikler arasındaki köprü sayesinde mümkündür. Her aşaması yasalara uygun olarak yapılan bu tür bir delillendirme, adil yargılanma hakkının korunmasına katkıda bulunurken, hatalı mahkumiyetlerin önlenmesini de mümkün kılar.

Tehdit suçu, sosyal medya platformları üzerinden işlenen yaygın suç türlerinden biridir. Ancak, Facebook, Twitter, Instagram gibi sosyal paylaşım siteleriyle ilgili istinabe taleplerine Amerika Birleşik Devletleri’nin adli makamları tarafından yanıt verilmediği bilinmektedir. Bu durum, tehdit suçlarıyla mücadelede önemli bir engel oluştururken, ilgili yargı mercileri, bu tür suçların aydınlatılmasında alternatif yöntemlere başvurmak zorunda kalmaktadır. Sosyal ağlar üzerinden failin kimlik bilgilerine ulaşma süreci, bazı zorlukları beraberinde getirir.

Failin açık paylaşımları veya mağdurun hesabı üzerinden gerçekleştirilen yazışmalar, failin kimliğini tespit etme yolunda kaynaklar olarak kullanılabilmektedir. Bu şekilde yapılan tespitlerin hukuki bir değer kazanabilmesi için, sosyal ağlardaki yazı, video ve görseller üzerinde yapılan incelemeler, resmi tutanaklara dönüştürülmeli ve bu tutanaklar yargılama sürecinde delil olarak sunulmalıdır. Sosyal medya üzerinde paylaşılan içeriklerin yasal bir delil haline getirilmesi için, ilgili kolluk kuvvetleri tarafından belirli prosedürlere uyulmalıdır.

Tespit edilen içerikler hakkında detaylı bir tutanak hazırlanır. Paylaşımların tarih ve saat bilgileri kayıt altına alınarak zaman damgası ile sabitlenir. Delil niteliği taşıyan içerikler, ileride yapılacak yargılamalarda kullanılmak üzere güvenli şekilde saklanır. Delillerin, savunma ve iddianame tarafından erişilebilir olması sağlanır. Tehdit suçu kapsamında sosyal ağlar üzerinden yapılan paylaşımların yargı süreçlerinde delil olarak kullanılması, karşılaşılan bu zorluklara rağmen önem arz eder. Etkin bir adli süreç yönetimi ve zarar görmüş bireylerin haklarının korunması için, bu tür dijital delillerin doğru bir biçimde toplanması ve hukuka uygun olarak sunulması kritik öneme sahiptir.

Sıkça Sorulan Sorular

Tehdit Etmenin Cezası Nedir?

Tehdit suçu, kişilerin can güvenliğini veya özgürlüğünü ihlal eden ciddi bir suçtur. Bir kişi, başka bir kişiyi veya onun yakınlarını, hayatlarına, vücut ya da cinsel dokunulmazlıklarına yönelik bir saldırıda bulunma ihtimali ile tehdit ederse, Türk Ceza Kanunu’na göre bu davranış tehdit suçu olarak tanımlanır ve bu suçu işleyen kişi, 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezasına çarptırılabilir. Aynı şekilde, bireyin mal varlığına büyük zarar vereceğini ya da başka bir kötülük yapacağını iddia ederek tehditte bulunan kişiler de tehdit suçu kapsamında değerlendirilir.

Bu tür tehditler için uygulanacak ceza da yine 6 aya kadar hapis veya adli para cezası şeklinde yasalarımızda yer alır. Kanunlarımızda bu suçların her iki türü için de belirli cezai yaptırımlar öngörülü olup, tehdit suçu kişiye bir zarar verme ihtimali üzerine kuruludur ve caydırıcı bir nitelik taşır. Kişiler arasında huzuru ve güveni sağlamak, aynı zamanda her bireyin özgürlüğünü ve hukuki güvenliğini korumak adına bu suç türlerine karşı ciddi yaptırımlar uygulanmaktadır. Bu bağlamda tehdit suçu, toplumda güvenliği ve barışı tehdit eden ve kişilerin huzurunu kaçıran bir suç olarak kabul edilir.

Özellikle de tehdit edilen kişinin psikolojik baskı altında kalması ve günlük yaşantısının olumsuz etkilenmesi suçun sonuçları arasında sayılabilir. Bu nedenle, tehdit suçuyla mücadele etmek ve bu tür suçları önlemek adına kanunlar, ceza yargılamaları ve güvenlik güçleri seferber olmaktadır. Her bireyin hukuki koruma altında olduğunu ve böyle ciddi suçları işleyenlerin adalet önünde hesap vereceğini unutmamak önemlidir.

Tehdit Suçunun İşlendiğini Nasıl İspatlayabilirim?

Tehdit suçu, bireylere yönelik ciddi zarar verme korkusunun yaratılması olarak tanımlanır ve kişilerin huzurunu, güvenliğini bozmayı amaçlayabilir. Tehdit suçunun kanıtlanmasında ise çeşitli iletişim dökümleri hayati öneme sahiptir. Modern teknolojinin sunduğu iletişim araçları, tehdit suçuyla ilişkili kanıtları toplama konusunda oldukça geniş imkanlar sunar. Telefon görüşmeleri, sesli mesajlar veya dijital asistan kayıtları gibi ses kayıtları, yargı sürecinde tehdit suçunun doğrudan delili olarak kullanılabilir.

Günlük iletişimde yaygın olarak kullanılan WhatsApp mesajları, hem metin hem de ses kaydı içerebilir ve bu görüşmeler mahkemede kanıt olarak sunulabilir. Kısa mesaj hizmetlerinden kaynaklanan yazışmalar da, tehdit içeren ifadeleri barındırıyorsa, mahkemede delil teşkil edebilir. Elektronik posta yoluyla yapılan tehditkâr iletişimler, gönderici ve alıcı bilgileri ile birlikte kanıt olarak kabul edilebilir. Sosyal medya platformlarında yapılan paylaşımlar, mesajlaşmalar ve diğer dijital iletişim ağlarından elde edilen veriler, tehdit suçunun tespitinde önemli olabilir.

Tehdit suçuyla ilgili kanıt toplarken, bu kanıtların yasal yöntemlerle elde edilmesi gerekir. Yasadışı yollarla edinilen kayıtlar, mahkeme tarafından delil olarak kabul edilmez. Dolayısıyla, kanıtların adil yargılama ilkelerine uygun şekilde toplanması büyük önem taşır. Tehdit suçu konusunda kanıt toplama ve bunları yargı sürecine dahil etme işlemleri konusunda bir avukattan hukuki yardım almak en sağlıklı yoldur. Bu süreçte, yukarıda belirtilen iletişim kanalları aracılığıyla toplanan deliller, suçu ispatlama ve mağdurun haklarını savunma anlamında belirleyici olabilir.

Tehdit Eden Birine Karşılık Ne Yapmam Gerekir?

Tehdit suçu, bir kişinin başka bir kişiye zarar vereceğini ima etmesi ve bu durumun mağdurda korku veya endişe yaratması olarak tanımlanır. Eğer tehdide maruz kaldıysanız, yasal haklarınızı kullanarak güvenliğinizi sağlamak önemlidir. Tehdide uğrayan kişiler, haklarını korumak adına tehdit suçu kapsamında ilgili adli makamlara başvurmalıdır. Bu adımlar şunları içerir.

Tehdit edildiğinizi belgeleyen delillerle birlikte en yakın savcılığa giderek yazılı bir suç duyurusu formu doldurunuz.
Eğer savcılığa ulaşamıyorsanız, olayı anında bir polis karakoluna bildirebilirsiniz. Polis, kaydınızı alarak işlemleri başlatacaktır.
Tehdit mesajları, ses kayıtları, görgü tanıkları gibi deliller, suç duyurusu sırasında ibraz edilmelidir.

Mesajla Tehdit Etmenin Cezası Nedir? 

Tehdit suçu, mağduru korkutma amacı taşıyan bir davranış olarak tanımlanır ve suçun işlenme şekline göre farklı cezai yaptırımlara tabi tutulabilir. Günümüzde, iletişim teknolojilerinin gelişimiyle beraber tehdit suçları daha geniş bir yelpazede işlenebilir hale gelmiştir. Bu yelpazenin içerisine mesajla yapılan tehditler de dâhildir. Elektronik ortamlarda mesaj aracılığıyla yapılan tehditler, sözlü tehditlerle aynı hukuki muameleye tabi tutulur.

Türk Ceza Kanunu’nda “tehdit suçu” kapsamında değerlendirilen bu tür eylemler, mağdurun kişisel güvenlik hissini zedeleyici niteliktedir. Mesajla tehdit, belki fiziksel bir karşılaşma olmaksızın gerçekleşiyor olsa da, yasalar önünde ciddi bir suçtur ve bu suçlar karşısında devletin yaptırım mekanizmaları işler. Türk Ceza Kanunu’na göre, söz konusu tehdit suçu işleyenler, durumun vahametine ve tehdidin niteliğine göre 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası veya adli para cezası ile cezalandırılabilir.

Sözlü tehditlerde olduğu gibi, mesajla yapılan tehditler de yargılama sürecinde aynı hassasiyetle ele alınır. Bir tehdit suçunun oluşabilmesi için belirli şartlar aranır: tehdit edilen kişiye zarar verileceğinin belli bir ciddiyetle ifade edilmesi, mağdurun bu tehdidi ciddiye alması ve korku yaşaması, tehdidi gerçekleştirme kapasitesine sahip olunması. Yargı makamları, bu unsurlara bakarak tehdidin suç unsurlarını taşıyıp taşımadığına ve eğer suç unsuru taşıyorsa, cezanın niteliğine ve miktarına karar verir.

Mağdurların hakları da yasalarca korunmaktadır. Tehdit mağdurları, yaşadıkları psikolojik zarar ve güvende hissetmeme durumları nedeniyle yasal süreçleri başlatabilir ve zararlarının giderilmesini isteyebilirler. Bu tip bir suçla karşılaşılması halinde, vakit kaybetmeden yetkililerle iletişime geçmek ve hukuki destek almak önemlidir. Sonuç olarak, teknoloji vasıtasıyla yapılan tehditler de dahil olmak üzere, her türlü tehdit suçu, kişilerin özgürlüğünü ve güvenliğini tehdit eden ciddi bir suçtur ve yasalarca gerekli cezai yaptırımlara tabi tutulmaktadır. Bu tür suçlarda adaletin sağlanması, mağdur ve toplum için hayati önem taşır.

Yorum yapın