Babalık Davası 

Babalık davası, evlilik dışında doğan ve baba ile soy bağı bulunmayan kişilerin açabileceği bir davadır. Babalığın hükmen tescili Türk Medeni Kanununun 301 maddesi ve devamında düzenlenmiştir. Bu dava çocuk ile baba arasında soy bağının kurulmasını sağlar. Türk Medeni Kanunu 301. madde uyarınca, annenin ve çocuğun babalık davası açma hakları koruma altına alınmıştır. 

Çocuğun biyolojik babası ile soy bağı ilişkisi iki durumda tesis edilebilir: Anne-babanın evlendikleri durumlar ya da babanın çocuğu resmi olarak tanıdığı hallerde. Çocuğun babası tarafından hukuken tanınması babanın iradesine bağlıdır. Babanın bu konuda bir talebi olmazsa, babanın ve çocuğun arasındaki soy bağı ilişkisi hukuki anlamda kurulamaz. Bu yüzden, babanın soy bağını tanıma talebinde bulunmadığı durumlarda, çocuğun babası tarafından tanınma hakkı ve buna bağlı diğer hakları mağdur edilebilir. Fakat bu haksız durumun önüne geçebilmek için Türk Medeni Kanunu’nun sağladığı güvencelere dayanarak anne ve çocuğun babalık davası açma hakları bulunmaktadır.

Babalık davası, bir erkeğin biyolojik olarak çocuğun babası olduğunu iddia eden anne veya çocuk tarafından resmi bir şekilde tanınmayan babalık durumunu kanuni olarak teyit ettirmek için açılan hukuki süreci ifade eder.  Evlilik dışında doğan çocukların babaları eğer babalık durumunu reddediyorsa, bu durumda anne ya da yasal temsilcinin izniyle çocuk, babalık davası açarak babanın hukuken tanınmasını isteyebilir. Bu dava türü, çocuğun menfaatlerini korumayı amaçlar ve babalığın hukuken tesis edilmesi, babanın çocuğa karşı yükümlülüklerini yerine getirme zorunluluğunu doğurur. Bu süreçte DNA testleri gibi bilimsel deliller ve şahit beyanları sıklıkla kullanılır. Babalık davası, çocuğun nafaka hakkı ve miras hakları gibi maddi ve manevi haklarının yanı sıra psikolojik ve sosyal ilişkiler açısından da önem taşır. Babalık davasının sonuçları yalnızca çocuğun mevcut ve gelecekteki haklarını belirlemede değil, aynı zamanda aile hukuku ve soy bağı meselelerinde de etkili olur. Hukuken tesis edilen babalık ile çocuğun soyadı ve vatandaşlık hakkı gibi temel konular da bağlantılı hale gelir. Sonuç olarak, babalık davası, çocuğun ve annenin babalığın resmi olarak kabul edilmesi yönünde adalet aradığı ve biyolojik bağların yasal bir kararla netleştirildiği önemli bir hukuki süreçtir.

Annem babamdan hamile kalmış. Babam annemle değil de bir başkasıyla evlenmiş. Babam evli ve 2 erkek kardeşim var. Hakkımı aramak istiyorum. Eşi sebebi ile babam benimle görüşmüyor. Bu gibi örneklerde olduğu gibi çocuk dünyaya geldiğinde anne ve babası evli değilse, çocuk ile baba arasında soy bağı kurulamıyor. Eğer baba da çocuğu tanımazsa babalık davası açılması gerekir. Davacı, annesi ile davalının evlilik dışı birlikteliklerinden 1987 yılında dünyaya geldiğini, ancak annesinin nüfusunda kayıtlı olduğunu ileri sürerek, davalının babası olduğunun tespiti ile nüfusta baba hanesine kaydının yapılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Öncelikle babalık davasının kime açıldığı belirlenmelidir. Bu konuda en doğru bilgi anneden alınabilir. Dava dilekçesinde tanıkların isimlerini bildirmelisiniz. Bu tanıklar anne ve babanın uzun süre birlikte yaşadıklarını ancak evlenmediklerini anlatabilirler. Sonrasında taraflardan kan örnekleri alınarak DNA incelemesi yapılacaktır. İnceleme için numuneler adli tıp kurumuna gönderilir. Eğer çocuk yetişkin ise davacı çocuk davalı ise baba olacaktır. Kanun hükmü gereği bu dava anneye ihbar edilir. Anne tanık bildirirse, bu tanıkların da duruşmaya davet edilmesi sağlanmalıdır.

Bu dava kamu düzenine ilişkindir.  Bu nedenle davada tüm maddi olgular talep olmasa da araştırmalı, bilimsel çalışmaların ulaştığı bütün olanaklardan yararlanmalıdır.

Babalık Davası Nedir? 

Bir çocuğun babalık bağının tespiti ve tanınması, çocuğun başka bir erkekle soy bağı bulunması halinde mümkün olmayabilir. Babalık davası, hukuki süreçlerde değişiklik yaratan ve sonuçlandığında taraflar arasında bazı hak ve sorumlulukların doğmasına sebep olan davalardan biridir. Olumlu bir kararla sonuçlandığında, bu karar yenilik doğurarak hukuki sonuçlar yaratır ve tarih itibarıyla doğum anına kadar babalık ilişkisi geriye doğru işler. Bu durum, çocuğun ölmüş olan babasından mirasçı olma hakkını ortaya çıkarır; ancak geçmiş zaman dilimleri için nafaka talep hakkı tanımaz.

Babalık davasının sonuçlandırılmasında, çocuğun biyolojik olarak davalı erkekten olup olmadığı mahkemece yapılacak incelemelerle tespit edilir. Eğer çocuğun babası olduğu kanıtlanırsa, hakim aralarında soy bağı kurulmasına karar verir. Bunun yanı sıra, soy bağının reddi veya tesisine dair davalarda uygulanacak yargılama usulü, Türk Medeni Kanunu’nun 284. Maddesi ile düzenlenmiştir. Yargıç, somut olayları kendi inisiyatifiyle araştırır ve delilleri serbestçe değerlendirir. Davacılar, davalılar ve üçüncü şahıslar, soy bağının saptanması için gerekli olan ve sağlık açısından zarar getirmeyecek araştırma ve incelemelere katılmak zorundadır. Eğer davalı, hakimin belirlediği araştırma ve incelemelere katılmayı reddederse, hakim onun aleyhine sonuç çıkarabilir.

Babalık Davasının Şartları

Babalık davası açabilmek için öncelikle üç önemli koşulun yerine getirilmesi gerekmektedir. İlk koşul, çocuğun annesinin kim olduğunun bilinmesidir. Eğer anne bilinmiyorsa, babalık davası açılması mümkün değildir ve bu konuda Yargıtay da annenin bilinmesi gerektiğini vurgulamıştır. İkinci koşul olarak, söz konusu çocuğun başka bir erkekle ilişkisinin olmaması gerekmektedir. Bir başka deyişle, eğer çocuk bir erkeğe soy bağı ile bağlıysa, o erkeğe karşı önce soy bağının reddi davası açılmalıdır. Türk Medeni Kanunu Madde 303’te belirtildiği üzere, eğer çocuğun başka bir erkekle soy bağı ilişkisi varsa, bu durum bir yıllık süre içinde, soy bağının reddi davası sayesinde iptal edilebilmektedir. Bir örnek vermek gerekirse, bir kadın eşinden başka bir erkekten çocuk beklediğinde ve çocuk evlilik birliği içinde doğarsa, çocuk hukuki olarak kocaya bağlı sayılır. on koşul, ihbar yükümlülüğünün yerine getirilmesidir. Babalık davası açıldığında, kanun koyucu bazı makamların ve kişilerin konu hakkında bilgilendirilmesini öngörmüştür. TMK Madde 301/3 uyarınca, her dava durumunda Cumhuriyet savcısına bilgi verilmelidir. Hazine’nin de korunması gerektiği için, davayla ilgili olarak Hazine de haberdar edilmelidir. Eğer anne tarafından babalık davası açılacaksa ve anne ile çocuğun çıkarları çatışıyorsa, bu durum kayyuma bildirilmelidir. Benzer şekilde, kayyum tarafından açılacak bir babalık davasında da ana bilgilendirilmelidir. Bu ihbarlar, bilgi sahibi olan kişilerin davanın tarafı olmasını sağlamaz, sadece bilgilendirme amaçlıdır.

Babalık davası, hem çocuğa hem de anaya verilmiş özel bir haktır. Eğer ana, kimliği belirsiz bir baba üzerinden dava açarsa, hedeflenen amacı babayla çocuğu arasındaki soy bağını tesis etmektir. Babalık davası, ana tarafından ayrı bir dava olarak da açılabilir veya öte yandan nafaka talebi ile birleştirilebilir.  Eğer velayet annede ise, anne hem çocuk için nafaka talebinde bulunabilir, hem de babalık davasını yürütebilir. Çocuklar da kendi hakları çerçevesinde babalık davası açabilirler. Burada amaç, babayla aralarında soy bağı kurmaktır. Ancak bir çocuk başka bir erkekle hukuki soy bağı içinde ise, ilk adım olarak bu soy bağının inkâr edilmesi gerekmektedir. Mevcut soy bağının reddedilmemesi halinde babalık davasının açılması mümkün olmamaktadır. Çocuk, babalık davası açmanın yanı sıra nafaka talebinde de bulunabilir.

Babalık Davası Kimler Açabilir?

Babalık davasını baba açamaz; çocuk ile baba arasındaki soy bağının mahkemece belirlenmesini ana ve çocuk isteyebilir. Babalık davası, yaygın inanışın aksine, baba olduğunu öne süren kişi tarafından açılamaz. Baba olduğunu iddia eden şahıs, belirli şartları yerine getirerek çocukla arasındaki soybağı ilişkisini tanıma süreci aracılığıyla kurabilir. Türk Medeni Kanunu madde 301, babalık davası açma hakkının kadına ve çocuğa tanındığını belirtir. Anne ve çocuğun dava açma hakları birbirinden bağımsızdır ve birlikte ya da ayrı ayrı babalık davası açabilirler. Eğer anne ve çocuk ayrı ayrı dava açarlarsa, ve bu davalar aynı mahkemede ve aynı kişiye karşı açılırsa, bu davalar birleştirilebilir. Davalar arasında herhangi bir öncelik veya sonralık ilişkisi bulunmamaktadır. Bir davanın reddedilmesi diğer davanın da reddedilmesine neden olmaz. Anne veya çocuğun davasından feragat etmesi veya uzlaşma yolunu tercih etmesi diğer tarafın dava açma hakkını etkilemez. Her dava bağımsız olup zorunlu dava arkadaşlığı bu davada uygulanmaz. Babalık davasının açılmadan önce bu davaya ilişkin feragat edilmesi mümkün değildir, çünkü bu dava açma hakkı şahsa özgü ve vazgeçilemez bir haktır. Ancak, açılan davanın çocuğun çıkarları doğrultusunda terk edilmesi durumunda davadan rücu edilebilir. Eğer davadan rücu edilecekse, vasi veya kayyımın, dava açma hakkını kullanmak üzere vesayet makamının iznini alması gerekir.

Evlilik Dışı Çocuğun Babalık Davası 

Her çocuk biyolojik olarak bir babaya sahip olduğu halde, yasal olarak geçerli bir soy bağı ilişkisinin tesis edilmesi, çocuğun çeşitli hak ve güvencelerden yararlanabilmesi açısından önemlidir. Evlilik içinde doğan çocuklar açısından babalık ilişkisi genellikle daha net iken, evlilik dışı doğan çocuklarda babalık bağının hukuken tesis edilmesi için babanın resmi olarak tespiti gereklidir. Bu soy bağı kurulmadan, baba üzerindeki yükümlülükler ve çocuk için talep edilebilecek haklar mevcut olmaz.

Türk Medeni Kanunu madde 301 uyarınca: çocuk ile onun babası arasında soy bağının tesis edilmesi hakkında hem ana hem de çocuk mahkemeye başvuruda bulunabilir. Açılan dava babaya yöneltilir; eğer baba ölmüşse, onun mirasçılarına karşı açılmalıdır. Babalık davası, ana tarafından açıldıysa Cumhuriyet savcısına ve Hazineye, kayyım tarafından açıldıysa anaya, ihbar edilmelidir. Babalık davası sürecinin yürütülmesi esnasında, bir soy bağının kurulabilmesi için gereken adil yargılamalar, mahkemeler tarafından titizlikle yürütülmelidir. Bu davalar, ilgililer için hayatı değiştirebilir nitelikte sonuçlar doğurabilir ve hem çocuğun hem de hukuken tanınan babanın geleceğini şekillendirir.

Babalık Davasında Davalı

Babalık davası, iddia edilen babanın ölümü durumunda onun mirasçılarına karşı açılabilir. Eğer merhumun hiçbir mirasçısı yoksa, miras devlete geçer ve bu durumda dava devlete karşı yürütülebilir. Söz konusu kişinin ayırt etme yeteneği varsa, dava kişiye karşı açılarak bizzat kendisi tarafından takip edilir. Ancak, eğer ayırt etme gücünden yoksun ise, o zaman onun yasal temsilcisi tarafından savunulur.

Hakim, babalık davasında, babalık kararı verildikten sonra önce çocuğun velayeti ve kişisel ilişki tesis edilmesi konularını ele alır, ardından nafaka meselesini çözümlenmelidir. Babalığın olasılığı yüksek görülüyorsa verilecek nafaka tedbir nafakası niteliğinde olup, mahkeme kararının kesinleşmesine kadar geçerlidir ve daha sonra iştirak nafakasına dönüşür. Babalık olasılığı yüksek görünmüyorsa, tedbir nafakası verilmeyebilir ve davanın sonucu beklenir.

Babalık davasının olumlu sonuçlanması durumunda, dava tarihinden itibaren baba üzerine iştirak nafakası yükümlülüğü getirilir. Evlilik dışı bir ilişkiden doğan çocukla ilgili velayeti babaya verilmemişse bile, baba çocuğun bakımı ve eğitimi için gereken masraflara katkıda bulunmak zorundadır. Bu tür nafaka iştirak nafakası olarak bilinir ve onun hukuki nitelendirmesi hakimin takdirindedir.

Eğer babalık davası mirasçılara karşı açılmışsa ve aynı zamanda bakım (iştirak) nafaka davası mevcut ise bu davalar birleştirilemez; çünkü bakım nafakası sadece ebeveynin üstlendiği bir yükümlülüktür. Ancak, babanın öldüğü durumlarda, Türk Medeni Kanunu’nun 364 ve 365. maddelerinde düzenlenen yardım nafakası talebi ile birlikte dava açılabilir.

Birden fazla kişi hakkında babalık davası açılabilir ve bu dava aynı anda ya da ardışık olarak gerçekleşebilir. İspat açısından üçüncü şahıslar da dava sürecine dahil edilebilir. Eğer birden fazla kişiye karşı dava açıldıysa, hakim hangi dosyayı önce ele alacağı konusunda kendi incelemesi sonucunda karar verir. Hakim, dosyaları tek tek incelerken, her bir dosyadaki baba olma ihtimali olan kişi ile çocuk arasındaki ilişkiyi ayrı ayrı inceleyerek değerlendirir.

Babalık Davasında İspat

Türk Medeni Kanunu’nun 6. Maddesine göre, yasanın aksi yönde bir düzenleme içermemesi durumunda, taraf kendi hakkını dayandırdığı olayları ve iddiaları ispatla yükümlüdür. Anne veya çocuk tarafından açılan babalık davalarında, iddia edilen babanın gerçekten babalık statüsüne sahip olduğunun ispatı gerekmektedir. Kanun koyucu, bu ispat işlemini kolaylaştırmak amacıyla babalık karinesi adını verdiği bir mekanizmayı hukuk sistemine dahil etmiştir. Babalık karinesi, davalının çocuğun doğumundan önceki 300 ile 180 gün arasında anne ile cinsel ilişkide bulunmuş olması halinde, bunun babalık için önemli bir gösterge olacağını belirtir. Davacı taraf, bu ilişkiyi her türlü delille kanıtlayabilir. Cinsel ilişki emarelerine dair mektuplar, şahit beyanları, sık görüşme gibi durumlar delil olarak kullanılabilir.

Cinsel ilişkide bulunulmuş olması durumu, kullanılan doğum kontrol yöntemleri ya da ilişkinin tam olarak gerçekleşmemesi gibi haller karinenin oluşumunu etkilemez. Ancak bu karinenin çürütülmesi de mümkündür. Davalı, cinsel ilişkinin imkansız olduğunu veya olmadığını ispatlayarak veya başka bir erkeğin baba olma ihtimalini göstererek bunu yapabilir.

Davacı taraf mahkemeye yeterli delil sunamazsa, DNA testi gibi tıbbi ve bilimsel metotlara başvurabilir. Aynı zamanda babalık davası, hakimin re’sen araştırma yapması gereken bir davadır ve gerek görülürse taraflardan kan ve doku örneği alınabilir. Tarafların bu karara engel olma hakkı bulunsa da, delil toplama işleminin zararsız olması şartıyla mahkeme tarafından zorla delil toplama kararı alınabilir.

Eğer davacı taraf babalık karinesini delillerle yeterince ispatlamışsa, artık davalı tarafın bu karineyi çürütmek için delil sunması gerekir. Davalı taraf, kısır olduğu, çocuğun düşürüldüğü ya da anne adayının zaten hamile olduğu gibi iddiaları tıbbi raporlarla ve diğer delillerle çürütmeye çalışabilir. Aynı şekilde davalı erkek de bilimsel metotlara başvurarak çocuğun kendisinden olmadığını ispatlama imkanına sahiptir. Babalık davalarında, taraflar hakkını dayandırdıkları iddiaları ispatla yükümlüdürler. Babalık karinesi, davacının işini kolaylaştırmakta, ancak davalı kesin ve ikna edici delillerle bu karineyi çürütebilir. Davalı ve davacı taraflar bilimsel delil toplama yöntemlerine başvurabilir ve hakim re’sen taraflardan delil toplama işlemi yapabilir.

Babalık Davasında DNA Testi

Babalığın tespiti için en doğru sonucu DNA testi verecektir.  Mahkeme tarafından DNA testi yapılmasına karar verilmesi durumunda taraflara DNA testi için kan örneği vermesi gerektiği tebligat ile bildirilmelidir. Bu tebligatta ayrıca kan örneği vermemesi durumunda zor kullanarak numune alınacağı bildirilmelidir. 

Mahkeme tanıkları dinledikten sonra eğer babanın evlilik dışı birlikteliğinden çocuğun dünyaya gelmiş olabileceği konusunda güçlü bir kanaate varırsa bir sonraki aşama adli tıp kurumundan DNA testi yaptırılmasıdır. Bu davada davalı babanın kan veya doku örneği alınmasına katlanma zorunluluğu bulunmaktadır. 

Babalık davaları, biyolojik aile ilişkilerinin kanıtlanmasında önemli yargı süreçleridendir. Bu davaların merkezinde genellikle DNA testi yer alır. DNA testi, hedeflenen gen dizilerinin, incelenen DNA’daki varlığını doğrulayarak, kişisel genetik kimlik tespiti yapabilir. Her birey, genetik mirasını anne ve babasından alır, bu da her insanın DNA’sını eşsiz kılar.

Hastalıkların teşhisinden adli vakalara kadar geniş bir kullanım alanı olan DNA testleri, özellikle babalık davalarında vazgeçilmez bir belge halini almıştır. Bu test, ilgili tarafların iddialarını kanıtlamada etkili bir araç olarak kullanılmaktadır ve babalık iddialarını yüksek doğrulukla sınamanın en güvenilir yoludur.

Hakim, DNA testi sonuçlarını kanunen kesin delil olarak değerlendirmez; fakat DNA testlerinin yüksek doğruluk oranı göz önünde bulundurulduğunda, hakimin DNA sonuçlarına karşı çıkması beklenmez. Davalar sırasında taraflar da hakimden DNA testi talebinde bulunabilirler. Bu test, bilirkişi raporu olarak değerlendirilir. DNA testi sonuçlarına ters düşen bir karar vermeye hakimin meyilli olmayacağı anlaşılmaktadır çünkü bilimsel içeriğe sahip ve yüksek doğruluk oranı sunan bu yöntemi reddetmek, genellikle mantığa aykırı olur. 

Babalık davası sürecinde, taraflar hakimin talep ettiği araştırma ve incelemelere uymaması durumunda, yargıç mevcut durum ve koşulları değerlendirerek, bu davranışı kişinin aleyhine bir sonuç olarak değerlendirebilir. Özellikle hakimin talep ettiği DNA testinin yapılmasından kaçınmak, babalık iddiası ile ilgili şüpheleri artırır ve hakim, bu durumu babalığın reddi yönünde bir emare olarak kabul edebilir. Türk hukuk sistemine göre, DNA testi işlemini yaptırmak, kanunla düzenlenmiş bir zorunluluktur. Babalık davasında mahkeme tarafından istenen DNA testini yapmamak, kişinin aleyhine delil oluşturabilir ve hakim, bu durumu babalığın reddi yönünde bir karine olarak kabul edebilir. Bu sebeple babalık davasında iddianın doğruluğunu kanıtlamanın en sağlam yolu olan DNA testinin yapılması oldukça önemlidir. Mahkeme, DNA testi talebine uyulmaması durumunda, davacının lehine karar verebileceği gibi, zor kullanarak DNA testi yapılmasını da talep edebilir. Bu, kanunların verdiği bir yetki olup, babalığın tespitinde kesin ve yadsınamaz bir kanıt niteliği taşır.

Babalık davalarında mahkemenin yönlendirdiği adımları takip etmek hukuki süreç açısından hayati önem taşır. Davalı tarafın, hakimin talimatlarına uymaması yargılama sürecini olumsuz etkileyebilir ve hakimin davalı aleyhine karar vermesine neden olabilir. Bu nedenle, hukuki işlemlere ve mahkemenin kararlarına riayet etmek, babalık davalarının sağlıklı bir şekilde sonuçlanması için gereklidir.

Babalık Davası Zamanaşımı Kalktı 

Evet kanunda belirlenmiş olan 1 yıllık hak düşürücü süre kalktı. Çocuğun babalık davası açmak için bir yıllık hak düşürücü süre bulunuyordu. Anayasa kanundaki bu maddeyi iptal etti. Böylelikle bir çocuk artık hiç bir süre sınırı bulunmaksızın dava açabilir. Babalık davası açma süreleri, yasal olarak belirlenen hak düşürücü süreler kapsamındadır. Bu süreler, zamanaşımı ile karıştırılmamalıdır. Davanın, çocuğun doğumu öncesinde ya da sonrasında açılma imkanı bulunmaktadır. Anaya sağlanan hak, çocuğun doğumunu takiben bir yıl içinde babalık davası açma hakkını içerir. Eğer anne, başka bir erkekle evliyken çocuğu doğurmuşsa, çocuk o evlilik birliği içinde doğmuş sayılır ve evli olduğu kişi çocuğun babası olarak kabul edilir. Ancak, evlilik dışı bir erkeğin, çocuğun biyolojik babası olduğuna dair iddialar mevcut ise o zaman resmi olarak kabul edilen babayla soy bağı ilişkisinin yasal olarak ortadan kaldırılması şarttır. Soy bağı ilişkisinin kaldırılmasından sonra başlayacak olan bir yıllık süre, babalık davası açma hakkını başlatır. Yasal nedenlerle sürenin geçirilmiş olması durumunda ise, bu nedenlerin ortadan kalkmasından itibaren bir aylık ek süre tanınır. Bu hak düşürücü süre, yargılamanın herhangi bir aşamasında tarafça öne sürülebileceği gibi, hakim tarafından da resen dikkate alınır. Çocuk tarafından babalık davası açma konusuna gelince, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı gereğince, Türk Medeni Kanunu’nun 303. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen süreler artık geçerli değildir. Bu nedenle, çocuğun kendisi ya da kendisine tayin edilen kayyım, babalık davasını süre sınırı olmaksızın açabileceklerdir. Özellikle, çocuk ergin olduktan sonra, sınırlama olmaksızın babalık davası açma hakkına sahiptir. Babalık davası açmak için belirtilen süreleri dikkate almak önemlidir. Bu sürelerin aşılması durumunda, hakkın kaybedilmesi söz konusu olabilir.

Babalık Davasının Sonuçları

Eğer bir babalık davası sonucunda kişinin baba olduğu kararı çıkarsa, anne, doğumla ilgili ve doğumdan sonraki süreçte yaşadığı maddi kayıpları babadan talep edebilme hakkına sahiptir. Bu talepler Türk Medeni Kanunu kapsamında düzenlenmiş olup, özel olarak Türk Medeni Kanununun 304. maddesinde yer alır. Baba olduğu tespit edilen kişiden talep edilebilecek masraflar şunlardır:

  • Doğum Giderleri: Bu giderler, doğumun gerçekleşme sürecinde yapılan masrafları içerir.
  • Doğum Öncesi ve Sonrası Geçim Giderleri: Anne için doğumdan önceki ve sonraki altı haftalık dönem boyunca geçim giderlerini kapsar.
  • Gebelik ve Doğumla İlgili Diğer Giderler: Gebeliğin gerektirdiği ekstra masraflar bu kalem altında değerlendirilir.

Baba olduğu kanunen tescil edilen erkek, çocuğu ile birebir ilişki kurma talebini, yargı merciine başvurarak yapabilir. Hakim bu talebi değerlendirerek, şartlar ve durumun gerekliliği üzerinden bir karar verecektir.

Ayrıca, babalık davası ve nafaka talebi, ister bir arada isterse ayrı ayrı görüşülebilir. Baba olduğunun tespitinin ardından, mahkeme erkeğin çocuğuna nafaka ödemesini şart koşabilir.

Son olarak, bir babalık davası sonucu baba olduğu kanıtlanan erkek, çocuğunun kanuni mirasçısı olarak kabul edilir. Bu durum, çocuğa hem babasının soyadını kullanma hem de mirasından pay alma gibi hakları verir.

Babalık Davası Yetkili Mahkeme 

Görevli mahkeme, bir davanın hangi mahkeme tarafından ele alınacağını ifade eden yani dava türüne göre hangi mahkemenin görevli olduğunu belirleyen kavramdır. Örneğin, babalık davalarında görevli mahkeme Aile Mahkemesi’dir. Ancak Aile Mahkemesi’nin bulunmadığı yerlerde davalar Asliye Hukuk Mahkemesi’nde açılabilir.

Yetkili mahkeme ise coğrafi konum açısından hangi mahkemenin davanın görülmesine bakabileceğini belirtir. Babalık davasında yetkili mahkeme şu durumlara göre tespit edilir:

  1. Davacı ya da davalının dava sırasındaki yerleşim yeri mahkemesi,
  2. Çocuğun doğduğu anda bulunan yerleşim yeri mahkemesi (TMK m.283).

Tarafların Türkiye’de bir yerleşim yeri yoksa yetkili mahkemenin tespiti için 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 41. maddesine başvurulur. Bu maddede belirtildiği üzere, Türk vatandaşlarının, yabancı mahkemelerde dava açılamadığı veya açılmadığı durumlarda kişi hallerine dair davalar: Türkiye’deki yetkili mahkeme nezdinde, eğer Türkiye’de ikamet etmiyorsa son ikametgahlarının bulunduğu yer mahkemesinde, o yer de mevcut değilse Ankara, İstanbul veya İzmir’de bulunan mahkemelerden birinde görülebilir. Bu bağlamda, babalık davası sürecinde, davanın açılacağı mahkeme tespitinde esas alınacak yargısal kriterler ve prosedürler titizlikle incelenmelidir.

Biyolojik Baba Babalık Davası Açabilir mi? 

Baba olduğunu öne süren bir kişi, eğer söz konusu çocukla henüz resmi bir soybağı kurulmamışsa, mahkeme sürecine gitmeden tanıma beyanı yoluyla kolaylıkla çocukla arasında soybağı oluşturabilir. Ancak, çocukla başka bir erkeğin arasında zaten bir soybağı tesis edilmişse, iddia edilen babanın bu durumda tanıma beyanını kullanma hakkı bulunmamaktadır. Bu durumda iddia edilen baba, eğer diğer gerekli şartlar da mevcut ise soybağını reddetme davası açabilir. Bu tür bir dava, mahkemenin mevcut soybağını iptal etmesini ve iddia edilen babanın biyolojik olarak çocuğun gerçek babası olduğunun tespiti için gereklidir. Bu hukuki düzenleme, çocuğun yasal haklarını koruma altına almak için tasarlanmıştır. Kanunlar, çocuğun aynı anda iki farklı kişiyle bir soybağının oluşmasını önleyerek çocuğun menfaatini gözetmeyi amaçlamaktadır. Özellikle, çocuğun kimlik bütünlüğü ve sosyal ilişkileri üzerinde doğabilecek karışıklıkların ve olumsuz etkilerin önüne geçilmesi amaçlanır. Sonuç olarak, eğer bir kişi baba olduğunu iddia ediyorsa ve çocukla arasındaki soybağı başka bir erkek tarafından kurulmuş durumdaysa, yapması gereken, öncelikle soybağını reddetme davasını açarak mevcut soybağını iptal ettirmektir. Bu adım, biyolojik ve yasal gerçeklerin mahkeme kararı ile uyumu sağlanmasına olanak tanır ve çocuğun yasal haklarının korunmasına katkıda bulunur.

Babalık Davasında Kayyum Nasıl Atanır?

Babalık davasında, çocuğun menfaatlerinin korunmasını sağlamak amacıyla, çocuk ve yasal temsilcisi arasında ortaya çıkabilecek menfaat çatışmalarında kayyım atanması gerekebilir. Özellikle anne yasal temsilci olarak görev yaparken, bu tür bir dava söz konusu olduğunda, çocuğun haklarının tam olarak korunabilmesi için bir kayyımın atanması zorunlu hale gelir.

Çocuk adına açılan babalık davasında, kayyım çocuğun temsilcisidir ve davayı onun adına yürütür. Eğer davayı çocuğun annesi açmışsa, çocuğun mahkemedeki temsili için ayrıca bir kayyım atanması gerekecektir. Kayyım atama işlemleri sulh hukuk mahkemeleri tarafından yerine getirilir. Medeni Kanun, vesayet makamından bahsederken bu tür atamaların Sulh Hukuk Mahkemelerince yapıldığını belirtir. Çocuk için kayyım atanmasında yetkili mahkeme, çocuğun yerleşim yerindeki mahkemedir. Kayyım atamalarında genellikle vasinin atanması ile ilgili işlemler benimsenir. Babalık davasında çocuk için atanacak kayyım, yalnızca atandığı davayla sınırlı olarak görev yapar. Bu durum, annenin velayet hakkını yitirdiği anlamına gelmez; anne velayet hakkını kullanmaya devam eder, ancak babalık davası süresince çocuğun temsil yetkisi kayyıma geçer. Bu süreçte, kayyımın atanması, çocuğun hukuki süreçte doğru bir şekilde temsil edilmesini ve haklarının en iyi şekilde savunulmasını sağlar. Böylece babalık davası, çocuğun yararına olacak şekilde yürütülebilir ve adil bir karara varılmasına katkıda bulunur. 

 Babalık Davası Hak Düşürücü Süre 

Bu dava için kanunda hak düşürücü süre öngörülmüştür. Kanunda belirlenen bu süre zaman aşımı süresi değil hak düşürücüdür. Babalık davası, çocuğun doğumundan önce de açılabilir.  Çocuk ile başka bir erkek arasında soy bağı ilişkisi varsa, dava açılamaz. Bu sebeple öncelikle soy bağının reddi davası açılması gerekir.  Ananın dava hakkı, bir yıldır . Bir yıllık hak düşürücü süre doğumla başlar.

Yorum yapın