Taksirle Ölüme Neden Olma Suçu ve Cezası, Taksir Nedir?

Taksirle ölüme neden olma suçu kapsamında fail, ölünün meydana gelmesine neden olacak şekilde gerekli özeni göstermeme sonucu bir kişinin ölümüne sebep olur. Taksirle öldürme ve kasten öldürme arasındaki en temel fark, failin direkt ya da atılım yoluyla ölüm sonucunu istemesinin bulunmamasıdır. Taksirle öldürmede failin, öngörülebilir ve önlenebilir bir ölüm neticesi karşısında gerekli özen yükümlülüğünü yerine getirmediği ve bu yüzden sonuçtan dolayı sorumlu tutulduğu bir durum söz konusudur.

Taksirle öldürme, Türk Ceza Kanunu’nda “taksirle adam öldürme” başlığı altında düzenlenmiştir. Bu suç tipinde fail, trafik kazaları, iş kazaları, ihmal ya da dikkatsizlik sonucu bir ölüme sebep olabilir. Taksirle ölüme neden olma suçu, kazara gerçekleşen ama öngörülebilir olan durumlarda söz konusudur. Fail, davranışın sonucunda bir insanın ölebileceğini öngörmüş ve buna rağmen gerekli dikkat ve özeni göstermemişse taksirle öldürme suçunu işlemiş sayılır.

Taksirle öldürmenin cezai yaptırımları Türk Ceza Kanunu’nda belirtilmiş olup, failin ihmali derecesi ve sonuçların ağırlığına göre değişebilir. Bu suçtan dolayı hapis cezası verilir. Eğer siz de taksirle ölüme neden olma suçu kapsamında hukuki bir uyuşmazlıkla karşı karşıya kaldıysanız ya da bu konu hakkında daha fazla bilgi edinmek istiyorsanız, hukuk büromuzla iletişime geçebilirsiniz. 

Taksir Nedir?

Türk Ceza Kanunu, taksir kavramını dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı hareket edilmesi sonucu olarak açıklar. Özellikle taksirle ölüme neden olma suçunda, Türk Ceza Kanununun 22. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen taksir tanımı uyarınca bir kişinin ölümüne neden olan davranışlar ele alınır. Türk Ceza Kanunu madde 22/2’ye göre; taksir, “Dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi ön görülmeyerek gerçekleştirilmesi” olarak tanımlanır.

Taksirle öldürme ise, kişinin gerekli dikkat ve özeni göstermeksizin ve ölüm sonucunu ön görmeden yaptığı bir eylem sonucu başkasının ölümüne neden olması durumunda işlenmiş olan bir suçtur. Bu suç tipinde, suçlu bir eylemin sonucunu öngörmekle yükümlü olduğu halde gerekli dikkati göstermeyerek, bu ihmalkar davranışıyla başka birisinin ölümüne sebep olur. Örneğin, trafik kurallarına uymayarak aşırı hız yapıp bir kazaya yol açmak ve bu kaza neticesinde birinin hayatını kaybetmesine sebep olmak taksirle öldürme olarak sınıflandırılabilir.

Türk Ceza Kanunu, taksirle ölüme neden olma suçunu ciddi bir şekilde ele alır ve bu tür suçları işleyen kişilere karşı cezai müeyyideler öngörür. Kurbanın ölümüne neden olan kişinin ihmali, kasıt olmaksızın da olsa, toplumun adalet anlayışının gerektirdiği şekilde kanun önünde hesap vermesini gerektirir. Bu yüzden taksirle işlenen suçlar, kazara ya da bilinçsizce gerçekleşmiş olsalar bile, adli süreçlerde önem taşır ve ciddi yaptırımlara tabidir.

Taksirle Öldürme 

Türk Ceza Kanunu madde 85’in ilk fıkrası gereğince, herhangi bir kişinin taksirle ölümüne neden olan bireyler, iki ile altı yıl arasında hapis cezası ile cezalandırılabilir. Taksirle ölüme neden olma, ihmal veya dikkatsizlik sonucu gerçekleşen ve kasten hareket etmeksizin bir başkasının hayatını kaybetmesine yol açan eylemleri ifade eder. Türk Ceza Kanununun 85. maddesinin ikinci fıkrası ise, taksirle işlenen fiilin birden çok kişinin ölümüne ya da aynı olayda hem ölüm hem de yaralanmalara yol açması durumunu ele alır.

Eğer bir taksirle öldürme fiili, birden fazla insanın ölümüne veya hem ölüm hem de bir veya daha fazla kişinin yaralanmasına sebep olmuşsa, fail iki yıldan on beş yıla kadar hapis cezasına çarptırılabilir. Kanunda özetlenen bu hükümler, ölümlü ve yaralanmalı trafik kazaları, iş güvenliği ihmalleri ve benzeri durumlarda taksirle ölüme neden olma fiillerinin cezai sorumluluğuna ışık tutmakta ve mağdurlar ile topluma adaletin sağlanmasını amaçlamaktadır. Taksirle öldürme suçunun yasal boyutları, Türk Ceza Kanununun ilgili maddelerinde detaylıca ele alınmış olup, somut olayın koşullarına göre yargı mercilerince değerlendirilir.

Trafik Kazası ve Taksirle Öldürme

Trafik kazaları sıklıkla karşılaşılan ve zaman zaman taksirle ölüme neden olma ile sonuçlanabilen ciddi olaylardır. Taksirle öldürme, bir kişinin ölümüne sebebiyet veren kişinin öngörülebilir bir sonucu öngörememesi veya gerekli özeni göstermemesi sonucunda meydana gelir. Trafik kazası bağlamında taksirle öldürme suçu, genellikle dikkatsizlik, aşırı hız, hatalı sollama gibi trafik kurallarının ihlali ile ilişkilidir. Kaza sonucunda bir kişinin hayatını kaybetmesi, olaya karışan sürücünün taksirle öldürme suçuyla yargılanmasına yol açabilir. Bu tür bir suçlamada, sürücünün kazanın meydana gelmesindeki ihmallere bakılarak değerlendirme yapılır.

Mahkeme sürecinde kazanın detayları, sürücünün alkol veya uyuşturucu madde kullanıp kullanmadığı, hız sınırlarına uyup uymadığı gibi faktörler göz önünde bulundurulur. Trafik kazasında taksirle ölüme neden olma suçuyla karşı karşıya kalanların bir avukat aracılığıyla hukuki destek alması önemlidir. Hukuki süreç, kazazedelerin ve kusurlu sürücülerin haklarının korunmasında kritik bir rol oynar. Trafik kazalarını önlemek ve bunun sonucu taksirle öldürme olaylarını azaltmak için, sürücülerin trafik kurallarına sıkı sıkıya uymaları ve daima dikkatli olmaları gerekmektedir. Yol güvenliği hepimizin sorumluluğundadır ve her birimizin alacağı tedbirler, bu tür trajik olayların önüne geçebilir. Unutmayın, taksirle öldürme sadece bir anlık dikkatsizliğin sonucu olabilir, trafikte daima tedbirli olmak hayati önem taşır.

İş Kazası ve Taksirle Öldürme

İşveren, iş ortamında çalışanlarına karşı sorumluluk ve gözetim yükümlülüklerini taşır. Çalışanların iş yerinde karşılaşabileceği risklerden korunmaları ve gerekli önlemlerin alınması, işverenin görevleri arasındadır. İş sağlığı ve güvenliği tedbirleri işveren tarafından öncelikli olarak sağlanmalı, işçilere bu doğrultuda bilgilendirme yapılmalı, uygun eğitimler verilmeli ve gerekli güvenlik ekipmanları temin edilmelidir. Ayrıca, işçilerin alınan önlemlere riayet etmelerinin takibi ve uyumu konusunda işveren sorumludur. Eğer bir işyerinde bir iş kazası sonucu işçi hayatını kaybederse, işverenin kusuru ve ihmali detaylı olarak incelenir. İşverenin ihmalkâr eylemleri sonucunda meydana gelen bir iş kazası ve bunun ölümle sonuçlanması araştırılır.

İşverenin ihmali, kazanın ve sonrasında gerçekleşen ölümün ana nedeni ise, işveren taksirle ölüme neden olma suçu kapsamında sorumlu tutulabilir. Eğer işverenin ihmalinden söz edilemez ise, cezai bir sorumluluk söz konusu olmayacaktır. Birçok iş kazasının işverenler tarafından öngörülebilecek seviyede olduğu, bu nedenle işveren sorumluluğunun bilinçli taksir teşkil edebileceği belirtilir. Ancak, işverenin kural ihlalleri sonucu ortaya çıkan bir iş kazası durumunda, işverenin bilinçli taksirin gerektirdiği neticeyi öngörmesi; işverenin yeteneklerine güvenerek bir kazanın meydana gelmeyeceğini düşünmesi, bilinçli taksirin uygulanması için yeterli değildir. 

Doktor Hatası ve Taksirle Öldürme

Türk Ceza Kanunu madde 22/2’ye göre “Taksirle ölüme neden olma” suçu, dikkat ve özen yükümlülüğü ihlali sonucunda gerçekleşen, suçun kanuni tanımında öngörülmeyen neticelerin oluşması şeklinde tanımlanır. Bu hükme göre, taksirli bir hareketten sorumlu tutulmak için failin öncelikle dikkat ve özen görevini ihlal etmiş olması ve öngörülebilir bir neticeyi ön görmeden hareket etmiş olması gereklidir. Taksir, objektif özen yükümlülüğünün ihlali ile ilişkilidir ve bu yükümlülük toplumun gelişimi ile birlikte değişkenlik gösterir. Taksirli davranışın değerlendirilmesinde, failin yerine konulacak ortalama bir insanın göstermesi gereken özen göz önünde bulundurulur. 

Özellikle tıp gibi özel bilgi ve beceri gerektiren mesleklerde, taksirle ölüme neden olma suçu bakımından, mesleğin gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne uyulup uyulmadığı dikkate alınır. Hekimler, mesleki faaliyetlerinde tıbbi müdahalelerde bulunurken, mesleki bilgi ve tecrübelerini dikkatle kullanmak zorundadırlar. Bir hekimin hatalı bir işlem yapması sonucunda hastanın ölümü ile sonuçlanması durumunda, taksirle öldürme suçu meydana gelebilir. Taksirli hareketin değerlendirilmesinde, sanığın kişisel teknik bilgi ve becerisi, eğitim ve kültür seviyesi, yaşadığı yer, yaşam tarzı ve sosyal çevresi gibi faktörler de göz önünde bulundurulmaktadır. Bu çeşitli faktörlerin dikkate alınması, failin taksirli sorumluluğunun adil bir şekilde belirlenmesini sağlamaktadır.

Taksirle Ölüme Neden Olma Cezası 

Türk Ceza Kanunu Madde 22’ye göre, taksirle işlenen suçlarda verilecek ceza failin kusur derecesine göre tespit edilir. Taksirle ölüme neden olma suçu da bu kapsamda değerlendirilir ve kusurun yoğunluğu cezanın belirlenmesinde önemli bir faktördür. Türk Ceza Kanunu madde. 85/2’de taksirle öldürme suçu için öngörülen ceza aralığı, yani ceza makası, oldukça geniştir:

2 yıldan 15 yıla kadar değişkenlik göstermektedir. Bu geniş aralıkta, suçun şiddetinin ve failin kusurunun yoğunluğunun, mahkeme tarafından ceza tayinine etkisi büyük olacaktır. Ancak, belirlenen alt sınır olan 2 yılın altına indirilmesine kesinlikle olanak yoktur. Yani kusur ne kadar az olursa olsun, taksirle ölüme neden olma suçundan hükümlü olunduğunda verilecek cezanın alt sınırı her zaman 2 yıl olacaktır. Buna karşın, mahkeme kusurun azlığını takdir hakkını kullanarak cezayı alt sınır olan 2 yıl ile üst sınır olan 15 yıl arasında bir yere konumlandırabilir. Şu demek oluyor ki, kusurun derecesi, mahkemenin vereceği kararın nerede noktalanacağına dair esaslı bir yönlendirici olarak kabul edilir. Bu noktada, ceza hukukunda adaletin tecellisinde kusurun derecesinin hukuki sonuçları üzerindeki etkisi önemle vurgulanmalıdır.

Taksirin Unsurları

Taksirle işlenen suçlar arasında sıkça karşılaşılan taksirle ölüme neden olma fiili, kişinin dikkat ve özen yükümlülüğünü ihlal ederek başkasının ölümüne neden olması durumunda gündeme gelir. Türk Ceza Kanununda taksirle öldürme suçu, maddesinin belirleyici hükümleri ile düzenlenmiştir. Bu düzenleme, kişinin göstermesi gereken özeni göstermemesi sonucunda başkasının hayatını kaybetmesine yol açması durumunda uygulanır. Bu bağlamda, taksirin cezalandırılabilirliği için kanunun açık bir düzenleme içermesi esastır ve taksirli suçlar bu yönleriyle kastı suçlardan ayrılır. Taksirle öldürme eylemi, Türk Ceza Kanununda açıkça tanımlanmış ve cezalandırılması öngörülmüştür.

Kanunda taksirle öldürme suçunun cezai yaptırımı belirtilmiş olup, bu suçu işleyenlerin cezalandırılması için yasal dayanak mevcuttur. Dikkat ve özen görevinin yerine getirilmemesi. Bireylerin, kanun ya da toplumun kabul ettiği ortak deneyimler doğrultusunda üstlenmesi beklenen dikkat ve özen görevini ihmal etmeleri durumunda, ortaya çıkan zararlı sonuçlardan sorumlu olacakları kanıtlanmış bir gerçektir. Taksir, kişinin gereken dikkat ve özeni göstermemesi sonucunda, öngörülebilir sonuçların göz ardı edilmesi durumudur. Bu kavram özellikle taksirle ölüme neden olma suçlarında önemli bir yer tutar. Kişinin, öngörülebilir bir sonucun gerçekleşebileceğini bilmesine rağmen, gereken özeni göstermemesi halinde yapılan eylem taksir sayılır ve cezai yaptırıma sebep olur.

Taksirle ölüme neden olma suçunda, söz konusu ihmalin sonucunda bir insanın yaşamını kaybetmesi söz konusudur; bu da suçun ciddiyetini ve yükümlülüğün ağırlığını artırır. Bu tür bir suçun cezalandırılmasının sebebi, failin potansiyel bir ölümcül sonucu ön görebilecek durumda olmasına rağmen bu sonucu göz ardı etmiş olmasıdır. Yani, özen görevine karşı gelmek, kabul edilir bir bahane olarak görülmez ve talihsiz neticelerin önüne geçmek için gerekli her türlü tedbirin alınması beklenir. Kişilerin taksirle öldürme suçu ile karşı karşıya kalmamaları için sosyal sorumluluk gereği, her türlü faaliyet sırasında gerekli dikkat ve özeni göstermeleri şarttır. Bu, yalnızca yasal bir yükümlülük olmakla kalmaz, aynı zamanda etik bir sorumluluk olarak da karşımıza çıkar. 

Ayrıca, eylemin iradi, yani kendi isteğiyle yapılmış olması gerekmektedir. Eğer bir kişinin hareketi irade dışı gerçekleşmişse, yani olayın kontrolü dışında ve istem dışı bir şekilde meydana gelmişse, bu kişinin taksirle ölüme neden olma suçundan sorumlu tutulması mümkün değildir. Taksirle öldürme, bir kişinin ölümüne neden olan kişinin gerekli dikkati ve özeni göstermemesi, ancak öldürme niyeti taşımadan olaya sebebiyet vermesi durumunda söz konusu olur.

Bu yüzden, taksirle öldürme suçu kapsamında, failin davranışının ne kadar iradi olduğu ve olay sonucundaki istem durumu incelenmelidir. Hukuki sorumluluğun belirlenebilmesi için bu ayrımın net olarak yapılması gerekmektedir.Yani kısaca, taksirle ölüme neden olma suçu için, sadece ihmalkarlık ve özensizlik değil, aynı zamanda kişinin hareketinin bilinçli ve istemli olması aranır. İrade dışı gerçekleşen bir eylemden dolayı kişi taksirle öldürme suçu ile yargılanamaz. İradi hareketler ve neticesinde oluşan sonuçlar, bu suç türünün hukuki sorumluluğunun temelini oluşturur.

Taksirle öldürme suçları, failin öngörmesi gereken ama ön görmeyerek gerçekleşen ölümler zincirini ifade eder. Toplum, bireylerin eylemlerinin olası sonuçlarını tahmin edebilme sorumluluğunu taşımalarını bekler. Taksirle öldürme vakalarında, suçun oluşabilmesi için failin iradesi ve meydana gelen ölüm sonucu arasında doğrudan bir psikolojik bağ kurulması zorunlu değildir. Yani, kaza sonucu meydana gelen ölüm fail tarafından kasıtlı olarak istenmese bile, fail eğer gerekli öngörüyü göstermemiş ise, hukuki bir kusur olarak kabul edilebilir. Ölümcül sonucun öngörülememesi, failin yeterli özeni göstermemesi anlamına gelir ki bu durum, failin normatif bir kusuru olarak değerlendirilir. Özetle, taksirle öldürme suçu işleyen kişi, olayın öngörülebilir bir sonucunu göz ardı etmiş olur. 

Taksirle ölüme neden olma suçu, bir kişinin ihmalkâr hareketleri sonucunda başkasının ölümüne sebebiyet vermesi durumunda ortaya çıkar. Failin eyleminin sonuçları hukuka aykırı olsa da, neticenin kasıtlı olarak istenmemesi bu durumun taksirle işlenmiş bir suç teşkil etmesine yol açar. Fail, taksirle suç işlediğinde, hareketinin yaratabileceği zararlı sonucu istememiş olmalıdır.  Buna karşılık, sonucun öngörülüp öngörülmemiş olması farklı bir durumdur. Bir sonucun öngörülmesi, onun istenildiği anlamına gelmez.

Mesela, bir okul çıkışında sürücünün, eğer hızlı giderse bir çocuğa çarpabileceğini öngörmesi mümkündür. Lakin sürücü, hız yaparak bu riski göze alsa bile, bu, çocuğa zarar verme arzusunu göstermez. Yine de bu durum, sürücünün bilinçli taksirle hareket ettiğinin bir göstergesi olabilir. Bilinçli taksirde, failin bir olayın olası sonucunu ön görebildiği, fakat o sonucun gerçekleşmeyeceği umuduyla hareket ettiği durumlar söz konusudur. Hızlı gitmenin bir çocuğa çarpma ihtimalini bilmesine rağmen, bu riski göze alıp hızını azaltmayan sürücünün davranışı bilinçli taksir örneğidir.

Taksirle ölüme neden olma suçunda merkezde yatan, bir eylemden kaynaklanan neticenin kasıtlı olarak istenmediği, fakat olası sonuçların öngörülmesiyle birlikte yine de risk alındığı durumlardır. Fail, zararlı neticeyi öngörmesine rağmen, bu neticeyi istemediği için ve zararlı sonucun gerçekleşeceğine inanmadığı için taksirle hareket etmiş olabilir. Ancak eğer zararlı sonuç gerçekleşirse, bu durum taksirle öldürme suçu kapsamında değerlendirilir.

Taksirle öldürme bir kişinin ölümüne yol açan ve ihmal ya da dikkatsizlik sonucu işlenen bir suçtur. Bu suçun kanun önünde sabit olabilmesi için, failin eylemi ile ölüm olayı arasındaki nedensellik bağının mutlaka tespit edilmesi gerekmektedir. Nedensellik ilişkisi, bir eylemin (sebep) belli bir sonucu (netice) doğurduğunun kabul edilmesidir. Taksirle ölüme neden olma suçunda bu bağ, eylemin sonucu doğrudan etkilediğini gösteren kanıtlarla ispatlanmalıdır. Taksirle öldürme suçunun oluşması için, hareket ile bu hareketin yol açtığı ölüm neticesi arasında direkt bir ilişkinin olması şarttır. Bu bağın kurulamaması durumunda, suçun hukuki olarak tespit edilmesi mümkün olmamaktadır.

Hareketin neticeye yol açtığının kanıtları, suçun unsurlarını oluşturur. Nedensellik bağının tespiti için çeşitli kriterler ve yöntemler hukukçular ve mahkemeler tarafından kullanılmaktadır. Failin hareketinin neticeyi meydana getirdiğine dair açık ve ikna edici kanıtlar sunulmalıdır. Taksirle ölüme neden olma suçu, eylem ile ölüm olayı arasındaki nedensellik ilişkisi kanıtlandığında mevcut olmaktadır. Failin davranışının sonuç üzerinde doğrudan etkili olduğuna dair net bir bağ kurulması gerekmekte, aksi takdirde suç unsurları tam olarak oluşmamış sayılır. 

Taksirle Öldürme Suçunda Yetkili ve Görevli Mahkeme

Taksirle ölüme neden olma suçları, kişinin ihmalkar ya da dikkatsiz hareketleri sonucu bir başkasının ölümüne sebep olduğu durumları ifade eder. Türk Ceza Kanunu, bu tür suçlar için mahkemeleri yetkilendirir. Taksirle öldürme suçlarına bakacak olan mahkeme, olayın gerçekleştiği yerin mahkemesi olarak belirlenmiştir. Türk Ceza Kanununun 85. maddesinin 1. fıkrası kapsamında işlenen taksirle öldürme suçlarında yetkili mahkeme, Asliye Ceza Mahkemeleridir.

Asliye Ceza Mahkemeleri, bireysel dikkatsizlik ve ihmaller sonucu gerçekleşen ölümleri değerlendiren ilk derece mahkemeleri arasında yer almaktadır. Eğer taksirle öldürme suçu, Türk Ceza Kanununun 85. maddesinin 2. fıkrası kapsamında gerçekleşmişse, bu durumda görevli mahkeme Ağır Ceza Mahkemesi olacaktır. Ağır Ceza Mahkemeleri, daha ciddi ve toplum için daha tehlikeli sayılan taksirle ölüme neden olma vakalarını incelemek üzere görevlendirilmiştir. Taksirle öldürme suçlarında görev ve yetki konusunda, suçun işlenmesi ile mahkemenin bulunduğu yer ilkesi önemlidir. Hangi mahkemenin bu suçlarla ilgileneceği, suçun Türk Ceza Kanununun içindeki sınıflandırmasına göre değişiklik göstermektedir.

Suçun niteliği, ciddiyeti ve toplum üzerindeki potansiyel etkisi, Asliye Ceza Mahkemesi ile Ağır Ceza Mahkemesi arasında görev dağılımını belirlerken ana kriterlerdir. Taksirle ölüme neden olma suçuna dair konular ve mahkemelerle ilgili daha fazla bilgi ve desteğe ihtiyacınız varsa, bir hukuk profesyoneline danışmanız önerilir.

Bilinçli Taksir ile Basit Taksir Arasındaki Fark Nedir?

Kaza sonucu bir insanın ölümüne neden olan kişilerin cezai sorumluluğu, eylemlerindeki “taksir” derecesine göre değişiklik gösterir. Taksirle öldürme olaylarında “bilinçli taksir” ve “basit taksir” temel kategorilerdir ve her biri farklı öngörü düzeylerine dayanır.

Bilinçli taksir durumunda, fail neticeyi önceden tahmin etmiş, yani öngörülebilir sonucun farkında olmuştur. Bu, failin olası sonucu bilmesine ve olumsuz sonucun bilincinde olmasına rağmen hareketini gerçekleştirdiği durumlara işaret eder. Örneğin, bir kişi dolu bir tabancayla ateş ederken, tehlikeyi ve potansiyel ölümcül sonucu öngörmüş olmasına rağmen, kendi becerisine aşırı güvenerek bu eylemi gerçekleştirirse, bu bilinçli taksir olarak kabul edilir. Dolu tabancayı ateşleyen kişi, neticeyi istemese de tehlikeyi öngörmüştür ve sonucun istenmeyen olacağına inanarak hareket eder. Bu durum, “Taksirle ölüme neden olma“de bilinçli taksire örnektir.

Basit taksir ise, failin neticeyi öngöremediği durumlara denir. Somut olayda, normal şartlar altında öngörülebilecek sonuçlar göz ardı edilmiş ise ve kişi bu potansiyel tehlikeden habersiz hareket etmişse, bu basit taksir olarak tanımlanır. Tabancanın boş olduğunu sanarak tetiği çeken ve sonucunda birisinin ölümüne neden olan kişi, öngörülebilir bir neticeyi tahmin etmemiştir. Bu tür “Taksirle ölüme neden olma” olayları, basit taksir kategorisine girer. Her iki taksir türünde de, taksirle öldürme suçu işlenmiş olabilir; ancak failin öngörüsüne ve durumun somut koşullarına bağlı olarak yargılama sürecinde hukuki sonuçlar farklılık arz eder. Böylece, bilinçli taksirde daha ağır bir kusur ve dolayısıyla daha ağır bir cezai yükümlülük söz konusu olabilirken, basit taksirde bu yükümlülük daha hafif olabilir.

Taksirle Öldürme Suçunda Cezaya Hükmedilmeyen Haller Var Mıdır?

Türk Ceza Kanunu madde 22/6’ya göre, ifade edilen durumlar altında taksirle işlenen suçlar söz konusu olduğunda cezasızlık veya cezada indirim yoluna gidilebilir. Bu düzenleme, özellikle taksirle öldürme suçu ile ilgilidir ve özünde, failin kendi yakınını kaybetmesinden doğan derin üzüntü ve ızdırap durumunu dikkate almaktadır. Böyle bir durumda, fail üzerindeki bu ağır duygusal yükün yeterli bir mağduriyet oluşturduğu kabul edilir ve ilave bir cezai yaptırımın gerekli olmadığı sonucuna varılabilir.

Taksirle Öldürme Suçu Şikayete Bağlı Mıdır?

Taksirle öldürme, bazı diğer suçlar gibi şikayete bağlı olarak işlem görmeyen bir suç kategorisinde yer alır. Bu suçun soruşturulması ve kovuşturulması için özel bir şikayet olmasının gerekmez. Taksirle ölüme neden olma suçundan bahsedildiğinde, suçu işlediği iddia edilen şahıs veya olay hakkında bilgi alındığında savcılık, hiçbir şikayet beklemeden kendi inisiyatifiyle (re’sen) harekete geçmek zorundadır. Suçun işlendiği duyumu alındığında veya ihbar edildiğinde, adli makamların suç unsurunu araştırma ve muhakeme sürecini derhal başlatması gerekmektedir.

Taksirle öldürme, dikkatsizlik, özensizlik ve kurallara uymama gibi sebeplerle başkasının ölümüne neden olma fiilidir. Bu suç, kişinin öngörülebilen bir zararı göz ardı etmesi ve bu ihmalin ölümcül sonuçlar doğurmasıyla işlenmiş olur. İhmali bir davranış neticesinde bir kişinin ölümüne sebebiyet verilmiş ise, ilgili kişiler veya tanıklar tarafından yetkililere bilgi verilmesi mümkündür. Ancak, bu tip bir olayın ihbarını alan savcılık, zaten şikayete ihtiyaç duymaksızın, derhal ve otomatik olarak soruşturma başlatma yükümlülüğüne sahiptir.

Taksirle ölüme neden olma suçu, şikayete bağlı olmayan ve savcılığın kendi inisiyatifiyle soruşturma başlattığı ciddi bir suçtur. Bu suç türüyle ilgili yargı mercilerinin sorumluluğu büyük olup, olayın öğrenilmesiyle birlikte adli takibatın hızlı bir şekilde işletilmesi gerekmektedir. Suçla mücadelede etkinlik ve hukukun üstünlüğünün korunması açısından, bu tür suçların hassasiyetle ele alınması toplumun güvenliği için de büyük önem taşımaktadır.

 Taksirle Öldürme Suçunda Şikayet Süresi ve Zamanaşımı

Taksirle öldürme suçu, bir kimsenin dikkatsizlik, ihmal veya kusuru sonucu başka bir kişinin ölümüne neden olması durumunda işlenmiş bir suçtur. Türk Ceza Kanunu kapsamında ciddiye alınan ve yasalarca belirlenmiş özel bir suç türüdür. Taksirle öldürme suçu, bireysel şikayete bağlı olmaksızın, savcılık makamı tarafından re’sen takip edilir. Bu suçla ilgili önemli noktalardan biri, hiçbir şekilde şikayet şartına tabi olmayışıdır. Yani taksirle öldürme eylemi gerçekleştiğinde, mağdurun yakınlarının suç duyurusunda bulunmasına gerek kalmadan, savcılık doğrudan harekete geçer. Bu suç, kamu davası niteliğinde olduğundan, soruşturma süreci otomatik olarak başlatılır.

Taksirle öldürme suçunda dava açma süresi, yani zamanaşımı süresi, olayın gerçekleştiği tarihten itibaren 15 yıl olarak belirlenmiştir. Bu süre zarfında savcılık, olayla ilgili gerekli incelemeyi yapar ve kamu davası açabilir. Şikayetten vazgeçme gibi bir durum söz konusu olduğunda dahi, bu, kamu davasının düşmesine yol açmaz. Çünkü taksirle ölüme neden olma suçu, şikayet edilip edilmemesine bakılmaksızın, devletin kamu düzenini koruma sorumluluğu altında ele alınır. Bu sebeple, taksirle öldürme suçu ile karşı karşıya kalan kişiler veya mağdur yakınları, belirtilen 15 yıllık zamanaşımı sürecinin bilincinde olmalı ve herhangi bir adli süreçte bu sürenin takip edilmesi gerektiğini bilmelidirler.

Yorum yapın