Güveni Kötüye Kullanma Suçu TCK 155, Cezası ve Yatarı

Güveni kötüye kullanma suçu, bir malın zilyetliğini haksız yere kullanarak gerçekleştirilen bir hukuk ihlalidir. Bu suç, hukuk düzeninde Türk Ceza Kanunu  madde  155 kapsamında düzenlenmiş ve çeşitli şekillerde işlenebilmektedir. Basit güveni kötüye kullanma suçu, bir kişinin kendisine teslim edilen malı sahibinin belirttiği amaca aykırı olarak kendi yararına ya da üçüncü bir şahsın yararına kullanmasıdır. Bu türde, malın teslim alındığı esas amaç dışında kullanılması ya da mal üzerindeki zilyetliğin inkarı söz konusudur.

Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçu, zilyetliği devreden ile devralan arasında var olan hizmet ilişkisinden kaynaklanan güvenin ihlal edilmesi durumudur. Bu suç türünde, kişi görevi bağlamında kendisine verilen malı kötüye kullanır. Bu suç tipi, meslek veya sanat icabı başkasına ait mallar üzerinde bir nevi kontrol hakkı olan kişilerin, bu hakkı kötüye kullanmalarını kapsar. Bu suç, bir kişinin başkasına ait malları yönetme yetkisine sahip olması ve bu yetkiyi kötüye kullanarak emniyeti suistimal etmesi hallerini kapsar. Burada, malların yönetimi amacıyla verilen yetkinin amacı dışında kullanılması söz konusudur.

Güveni kötüye kullanma suçu, hukukumuzda önemli bir yere sahip olup, toplum düzeninin korunması ve güven ilişkilerinin sürdürülebilirliği açısından kritik bir suç türüdür.  Türk Ceza Kanununa göre bu suçun farklı şekillerde işlenmesi, suçun kapsamını genişletmekte ve her türlü güvensizlik durumuna karşı hukuki bir teminat sağlamaktadır.

Güveni Kötüye Kullanma Soruşturma Usulü

Güveni kötüye kullanma suçu, hukuk sistemimizde bireyler arası güven ilişkilerinin bozulmasını önleme amacıyla düzenlenmiş bir suç tipidir. Bu suçun temel hali, genellikle mağdurun şikayeti üzerine harekete geçilmesini gerektiren bir süreçte ele alınır. Ancak bazı durumlar vardır ki, bu suçun özel bir türü olan nitelikli güveni kötüye kullanma hallerinde işlemler kendiliğinden, mağdurun şikayet etmesini beklemeden devreye girer.

Güveni kötüye kullanma suçu, Türk Ceza Kanunu madde 155 kapsamında düzenlenmiştir. Bu suç türünde, failin mağdurun kendisine duyduğu güveni kötüye kullanması ve bu yolla bir zarara yol açması söz konusudur. Ancak suçun temel şekli için mağdurun harekete geçmesi, yani şikayetçi olması beklenir. Mağdur şikâyetini belli bir süre içerisinde yetkili makamlara iletmezse, kural olarak soruşturma başlatılamaz. Öte yandan, Türk Ceza Kanunu 155/2 maddesi gereğince düzenlenen nitelikli hallerde, güveni kötüye kullanma suçu kapsamında bir soruşturma otomatik olarak, yani re’sen yani hiçbir şikayet olmaksızın başlatılır.

Güveni kötüye kullanma suçu, mağdurun haklarını koruma amaçlı olarak düzenlenmiştir. Suçun temel hali şikayete tabi iken, nitelikli hallerde devletin yetkili organları mağdurun şikayeti olmaksızın da harekete geçmektedir. Bu, hem mağdurun korunmasını hem de kamu düzeninin sağlanmasını hedefleyen önemli bir düzenlemedir. Suça dair detaylı bilgi ve hukuki destek için uzman avukatlar ve hukuk büroları ile iletişime geçilmesi önerilir.

Güveni Kötüye Kullanma Tutuklama Tedbiri

5271 Sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu Madde 100’e göre, şüpheli veya sanığın üzerine atılı suçla ilgili kuvvetli bir şüphe bulunması ve bu şüphenin somut delillerle desteklenmesi gerektiği ifade edilmiştir. Tutuklama kararı, ancak belirli şartların varlığı durumunda verilebilir ve bu kararın verileceği suçun mahiyeti ve beklenen cezanın ağırlığı ile ölçülü olması gerekir. CMK Madde 100/4 kapsamında, yalnızca adli para cezasını gerektiren suçlar ve vücut dokunulmazlığına karşı suçlar hariç, hapis cezasının üst sınırı iki yıldan az olan suçlar ile ilgili tutuklama kararı verilemez. Bu, suçun ağırlığı ve toplumdaki etkisi bakımından daha hafif kabul edilen durumlar için bir korumadır.

Güveni Kötüye Kullanma Suçu ise Türk Ceza Kanunu’nun 155. maddesinde düzenlenmiştir. Bu suçun basit hali, CMK’nın 100/4 maddesi uyarınca, tutuklama için yeterli bir neden olarak sayılmaz. Ancak, suçun nitelikli hali gibi ağır hallerde, yukarıda belirtilen koşulların varlığı halinde hakim tarafından tutuklama kararı verilebilmektedir. Katalog suçlar içerisinde yer almayan Güveni Kötüye Kullanma suçu dolayısıyla, şüphelinin katalog suç işlediğinin otomatik bir varsayımı ile tutuklama kararı verilmesi mümkün değildir. Bu durumda hakim, suç şüphesinin varlığını kanıtlayan somut delillerin ve tutuklamayı gerektirecek nedenlerin olup olmadığını değerlendirerek bir karara varacaktır.

Bu çerçevede hukuki süreçler, şüpheli veya sanığın özgürlüğünün kısıtlanmaması için özenle işletilmeli; ancak yeterli ve somut deliller ile suç işlendiğine dair kuvvetli bir şüphe bulunması durumunda ve CMK’nın öngördüğü diğer koşulların yerine getirilmesi halinde tutuklama yoluna gidilebilmektedir.

Güveni Kötüye Kullanma Suçunda Uzlaşma

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253. maddesi, Güveni Kötüye Kullanma suçu gibi çeşitli suçlarla ilgili olarak uzlaştırma mekanizmasını düzenler. Güveni Kötüye Kullanma suçu, hem basit hem de nitelikli halleriyle, uzlaştırmaya tabi olabilecek suçlar arasında yer alan ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nda belirtilen katalog suçlar listesinde bulunur. Uzlaştırma, suç mağduru ile şüpheli veya sanık arasında, bir anlaşma yapılması yoluyla kamu davasının açılmasını önleyebilen veya mevcut bir kamu davasını sonlandırabilen yasal bir düzenlemedir. Özellikle Güveni Kötüye Kullanma suçu gibi bireyler arasında yaşanan ve toplum düzenini ağır şekilde etkilemeyen suçlarda uzlaştırma ön plana çıkar.

Uzlaşmanın uygulanabilmesi için, ilgili suçun şikayete bağlı suçlar arasında olması veya kanunda belirtilen katalog suçlar arasında listelenmiş olması gerekir. Güveni Kötüye Kullanma suçu, bu şartları taşıdığı için uzlaştırma yoluna gidilebilir bir suçtur. Bu süreçle, mağdur ve suçlunun karşılıklı memnuniyetini sağlayan bir anlaşma yapılabilir ve böylece kamu kaynaklarının yargılama sürecine harcanmasına gerek kalmadan adaletin sağlanması mümkün olabilir. Uzlaştırma usulü, hem mağdurlar için tatmin edici bir çözüm yolu sunarken hem de şüpheli veya sanıklar için adalete erişimi kolaylaştırarak hukuki sürecin hızlanmasına katkı sağlar. Güveni Kötüye Kullanma suçu, uzlaştırma ile çözüme kavuşturulabilecek bir örnektir ve bu usul sayesinde mağdurların zararlarının telafisi daha hızlı ve etkili bir biçimde gerçekleştirilebilir.

Güveni Kötüye Kullanma Suçunda Etkin Pişmanlık

Güveni kötüye kullanmanın ortaya çıkardığı zararları telafi etme ve cezalarda indirim sağlama imkanı sunan bir hukuki mekanizma olan etkin pişmanlık, 5276 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 168. maddesi ile düzenlenmiştir. Güveni kötüye kullanmak suçunun işlenmesinden sonra fail, azmettiren ya da yardım eden birey eğer gerçek bir pişmanlık sergiler ve mağdurun zararını gidermek için adımlar atarsa, etkin pişmanlık koşullarından faydalanabilir. Etkin pişmanlık, suçun tamamlanma aşamasının hemen sonrasında gösterildiği takdirde dikkate alınacak bir husustur. Fail veya ilgili kişilerin, zararı tazmin etme çabaları kovuşturma başlamadan önce gerçekleşirse ceza üçte ikisine kadar indirilebilir. Eğer bu pişmanlık kovuşturma aşamasında ortaya konursa, bu durumda ceza yarısına kadar indirilir.

Güveni kötüye kullanma suçuna yönelik olarak etkin pişmanlıktan yararlanabilmek için şu adımlar önemlidir. Etkin pişmanlık için zararın tamamen giderilmiş olması gerekmektedir. Kısmi tazminatta, mağdurun rızası etkin pişmanlık uygulaması için zorunludur. Ayrıca, eğer fail suç işlemeyi terk eder ve bu durum suçun tamamlanmasından önce gerçekleşirse, etkin pişmanlık yerine gönüllü vazgeçme hükümleri devreye girer. Özetle, güveni kötüye kullanma suçuyla ilgili etkin pişmanlık, cezalarda indirimi beraberinde getiren ve mağdurun zararını gidermeyi hedefleyen bir yasal düzenlemedir. 

Tapu Iptal Ve Tescil Davasi 3
Güveni Kötüye Kullanma Suçu Tck 155, Cezası Ve Yatarı 4

Güveni Kötüye Kullanma Suçu TCK 155 

  • Mağdur

Güveni kötüye kullanma suçu, geniş bir mağdur kitlesine hitap eden ve mağdurların mülkiyet haklarını ihlal eden ciddi bir suçtur. Bu suç, kişinin başkasına ait malları koruma veya belirli bir amaç doğrultusunda kullanma sorumluluğunu kötü niyetle yerine getirmemesi durumunda işlenir. Güveni kötüye kullanma, hem bir mülkün sahibini hem de mülk üzerinden hukuki bir tasarrufta bulunan zilyedi etkileyebilir. Güveni kötüye kullanma suçunun mağdur profilini çeşitli durumlarda bulunabiliriz. Aslında suçun mağduru, mülkün asıl sahibi olabileceği gibi, mülkü sahibinden almak yerine bir zilyedin teslim aldığı kişi de olabilir. Her iki durumda da, mülkü emanet alan kişinin, malın zilyetliğini kötüye kullanması yasalar önünde suç teşkil eder.

Güveni kötüye kullanma suçunun tespiti ve doğru hukuki işlemin uygulanması için bazı önemli noktalar bulunmaktadır. Suç, mal zilyetinin yükümlülüklerini ihlal ettiği anda gerçekleşir. Mağdurun, hem tazminat talebinde bulunma hem de cezai işlem başlatma hakkı vardır. Güveni kötüye kullanma, sadece maddi mallar için değil, her türlü mülkiyet hakkı için geçerli olabilecek bir suçtur. Özetle, güveni kötüye kullanma suçu, çok geniş bir mağdur yelpazesine sahiptir ve malı koruma veya kullanma amacıyla teslim alıp, bu güveni kötüye kullanan herkes yasalar önünde sorumlu olacaktır.

  • Fail

Güveni kötüye kullanma suçu, bazı durumlarda güven ilişkisi çerçevesinde bir malın zilyetliğinin bir kişiye devredilmesi ve bu kişinin devraldığı mülkü kötü niyetli olarak farklı şekillerde kullanması eylemidir. Bu suç türünde herhangi bir kişi fail olabilir. Özellikle, bir sözleşmeyle malın zilyetliğini devralan kişiler bu suçun faili olma potansiyeline sahiptir. Ancak, önemli bir detay olarak, failin mal üzerinde bağımsız zilyetlik sahibi olması gerektiğini belirtmek gerekmektedir. Burada ‘bağımsız zilyetlik’, kişinin zilyetliği devraldığı mala ilişkin muhafaza etme veya belirli bir şekilde kullanma sorumluluğuna sahip olduğunu ifade eder. Yardımcı zilyetliğin ise bu suç kapsamında fail olması söz konusu değildir.

Zira bir mal üzerinde hak sahibi olarak sayılabilmek için, hem zilyetlik iradesine hem de fiili hakimiyete ihtiyaç vardır. Gösterilecek bir örnek ile, bir kişi kütüphaneden ödünç aldığı kitabı, sadece okuması için zilyetliğini devretmiş ise ve bu şahıs kitabı amacı dışında farklı bir şekilde, mesela satmak suretiyle kullanırsa, güveni kötüye kullanma suçu işlemiş olur. Özetle, güveni kötüye kullanma suçu, malın sahibinin zilyetliği belirli bir amaçla bir başkasına devretmesi ve bu şahsın söz konusu malı o amaca aykırı bir şekilde kullanması durumunda meydana gelir.

Zilyetliğin Devri

Güveni Kötüye Kullanma suçu, kişinin başkasına ait mal üzerindeki zilyetliği, onun amacının dışında kullanması veya bu devir işlemini inkar ederek gerçekleştirdiği bir işlemdir. Bu suçun işlenebilmesi için önemli bir ön koşul bulunmaktadır: malın zilyetliğinin devredilmiş olması gerekmektedir. Zilyetliğin devri, malın gerçek sahibi veya ikincil zilyed tarafından gerçekleştirilebilir.

Zilyetlik devrine yönelik sözleşme hukuka uygun olarak taraflar arasında yapılmalıdır. Bu sözleşme, yazılı yahut sözlü olarak yapılabilir. Önemli olan, sözleşmenin hukuki geçerliliğinin bulunmasıdır. Ancak, sözleşme gerçekleştikten sonra, eğer mal sahibi veya ikincil zilyed, mal üzerinde fiilen egemenliğini sürdürmeye devam ediyorsa, bu durumda zilyetlik devri kabul edilmemiş sayılır. Dolayısıyla, bu şartların varlığı olmadan zilyetliğin devrine ilişkin sözleşmenin geçerliği bulunmaz ve Güveni Kötüye Kullanma suçu meydana gelmez. Bu suçun oluşabilmesi için, malın zilyetliğinin bir başkasına geçirilmiş olması ve zilyetin, mal üzerindeki haklarını amacın dışında bir şekilde kullanarak kötü niyetli bir davranış sergilemesi gerekmektedir. Suçun oluşabilmesi için, zilyetliğin amacı dışında kötüye kullanılması ya da bu devir işleminin inkar edilmesi esastır.

Özetle Güveni Kötüye Kullanma suçu, zilyetliğin amacına aykırı olarak kullanılması veya devrin inkar edilmesiyle ilgili eylemleri kapsar. Bu durum, ancak zilyetliğin hukuka uygun olarak devredilmiş olması şartıyla suç teşkil edebilir. Zilyetliğin devri gerçekleştirilmiş ve bu devir ile ilgili kötüye kullanma veya inkar durumu ortaya çıkmışsa, suçun unsurları tamamlanmış olur.

Zilyetliğin Devri Amacı Dışında Tasarrufta Bulunma

Güveni Kötüye Kullanma suçu, Türk Ceza Kanunu kapsamında önemli bir yer tutar ve dikkatli bir şekilde incelenmeyi gerektirir. Bu suçun özellikle avukatlar ve yargı mensupları tarafından diğer suçlarla karıştırılmadan doğru bir biçimde analiz edilmesi ve hüküm kurulması büyük önem taşımaktadır. Bu suç, bir kişinin zilyetliğini devraldığı bir mal üzerinde, devralma amacının dışında işlemler yapmasını ifade eder. Bu işlemler; malı satmak, bağışlamak, rehin olarak vermek gibi çeşitli şekillerde gerçekleştirilebilir. Bu eylemler, aktif olarak (icrai şekilde) yapılabilirken, yükümlülüklerin ihmal edilmesi yoluyla (ihmali şekilde) da işlenebilir.

Ayrıca Güveni Kötüye Kullanma eylemi; eşyayı harcamak, aşırı derecede yıpratmak ya da orijinal malın yerine başka şey koymak gibi davranışları da içerebilir. Böylece, güveni kötüye kullanma hareketinin farklı halleri söz konusu olabilir. Genel olarak, malın zilyetliğini amacı dışında kullanmak, ister malın değerini düşürücü faaliyetler olsun, isterse malı yetkisiz şekilde başkasına aktarmak olsun, eğer bu tip hareketler kasıtlı yani bilinçli ve isteyerek yapılmışsa, Güveni Kötüye Kullanma suçu meydana gelmiş olur.

Sonuç itibariyle, her somut olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmesi ve suçun unsurlarının titizlikle incelenmesi zorunludur. Bu süreç, adaletin gerçekleştirilmesi ve hukukun doğru uygulanması açısından hayati önem taşıyan bir süreçtir. Bu nedenle, hem ceza avukatlarının hem de mahkemenin, Güveni Kötüye Kullanma suçunu tam olarak kavramış olması ve adil kararlar vermesi beklenir.

Güveni Kötüye Kullanma Suçunun Manevi Unsuru

Güveni Kötüye Kullanma suçu, bilinçli olarak işlenebilen bir fiildir ve yalnızca kasıtlı olarak gerçekleştirildiği takdirde suç teşkil eder. Bu suçun taksirle işlenmesi mümkün değildir, çünkü yasalar bu durumu öngörmez. Failin kendine ya da başka birine ekonomik ya da başka bir türde yarar sağlamasını gerektiren özel bir niyet, Güveni Kötüye Kullanma suçunun oluşması için zorunlu bir unsur olarak kabul edilmemektedir.

Kanun gerekçelerini incelediğimizde, kanun koyucunun her durumda maddi yarar elde etmeyi şart koşmadığı, ancak böyle bir yarar elde edilmesinin mümkün olduğunu belirttiğini görmekteyiz. Güveni Kötüye Kullanma suçunda, failin mal veya hak üzerindeki zilyetliği başlangıçta yasalara uygun bir şekilde ele geçirir. Bu bağlamda, hırsızlık veya dolandırıcılık gibi diğer suç türlerinin aksine, failin baştan itibaren yasadışı bir niyeti ya da suçu işleme kararlılığı bulunmamaktadır.

Bu nedenle, mağdurun fail üzerinde yasal olarak hak ve güvence tanıdığı bir durumda meydana gelir. Fail, bu güven ilişkisini istismar ederek ve bu güveni kötüye kullanarak suç işlemiş olur. Bu tip olaylarda, mağdurun fail üzerindeki güveninin kötüye kullanılması, özellikle çıkar ilişkileri üzerine kurulu kişisel veya ticari ilişkilerde büyük önem taşır. Bu güven ilişkisinin kötüye kullanılması sonucu ortaya çıkan zararlar, hem bireyler hem de genel olarak toplum için ciddi sonuçlar doğurabilir. Bu sebeple, Güveni Kötüye Kullanma suçu, yasal düzenlemelerle özellikle korunması gereken ve ciddiye alınması gereken bir suçtur.

  • Suça Teşebbüs

Türk Ceza Kanunu 35. maddesi ile suça teşebbüsü düzenlemektedir. Bu maddeye göre, bir suçun işlenmeye yönelik kasti hareketlerin başlatıldığı, fakat suçun tamamlanamadığı durumlarda, fail, teşebbüs nedeniyle sorumlu tutulur. Suçun tamamlanamama nedeni kişinin kontrolü dışında olmalıdır. Teşebbüs durumunda cezalandırma şu şekilde yapılmaktadır.

  • Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine 13 yıldan 20 yıla kadar hapis,
  • Müebbet hapis cezası yerine 9 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası verilebilir.
  • Diğer suçlar için ise, verilecek ceza dörtte birinden dörtte üçüne kadar indirilir.

Güveni kötüye kullanma suçu, zilyetliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunmak veya bu devri inkar ederek gerçekleştirilir. Failin tasarruf veya inkar hareketleriyle suç kastıyla hareket etmesi gerekmektedir. İki farklı eyleme teşebbüsün ispatı somut olaya bağlı olarak değişiklik gösterebilir. Teşebbüs, suçun tamamen gerçekleşmemesi fakat suçun işlenmesi yönündeki eylemlerin başlamış olmasının kanıtlanması halinde söz konusu olabilir. Güveni kötüye kullanma suçunda da failin teşebbüsü, TCK’nın 35. maddesi temel alınarak değerlendirilmeli ve fail suça teşebbüs etmişse, yukarıdaki usule uygun şekilde cezalandırılmalıdır.

  • Suça İştirak

Güveni kötüye kullanma suçu, Türk Ceza Kanununun 155. maddesinde düzenlenmiş bir suç türüdür ve bu suçun işlenmesinde iştirak mümkündür. İştirak, suçun birden fazla kişi tarafından işlenmesi durumunu ifade etmektedir ve genel olarak yardım etme veya azmettirme şeklinde gerçekleşebilir. Güveni kötüye kullanma suçu bakımından herhangi bir özel bir iştirak şekli aranmamaktadır. Yardım etme, bir suçun işlenmesine başkaları tarafından yapılan destek ya da katkıyı ifade eder. Güveni kötüye kullanma suçunda da, failin suçunu işlemesinde başka bir kişi tarafından yardım edilmiş ise, bu kişi de o suça iştirak etmiş kabul edilir.

Azmettirme, bir kişinin başka birisini bir suçu işlemesi için kışkırtması veya teşvik etmesi durumudur. Bu anlamda güveni kötüye kullanma suçu açısından bir kişi, başka birisini bu suçu işlemesi için ikna eder ya da teşvik ederse, azmettirici sıfatını alır ve suça iştirak etmiş olur. Herhangi bir suç gibi, güveni kötüye kullanma suçundan söz edebilmek için, kanunen tanımlanmış unsurların bulunması gerekmektedir. İştirak halinde de suçun oluşması için her bir katılımcının suçun işlenmesine bir şekilde katkıda bulunması gerekmektedir. Türk Ceza Kanununun ilgili maddesi, güveni kötüye kullanma suçu kapsamında iştirak hallerini de açıkça kabul etmekte ve her türlü yardım etme veya azmettirme eyleminin bu çerçevede değerlendirilmesini mümkün kılmaktadır.

  • İçtimai

Güveni kötüye kullanma suçu, mülkiyeti koruma amacıyla öngörülmüş bir suç tipidir. Bu bağlamda genel hükümlere tabi olan içtima konusu, bu suçun işlenişi sırasında gündeme gelir. Özellikle zincirleme suç ve fikri içtima durumları, bu suç tipinde değerlendirilebilecek unsurlardır. Zincirleme suç, failin aynı suç türünü kararlaştırdığı şekilde, farklı zamanlarda birden çok kez işlemesi durumunda ortaya çıkar. Burada, her ne kadar birden çok suç eylemi varsa da, bu suçların arasında failin subjektif niyeti açısından bir bağlantı bulunmaktadır.

Türk Ceza Kanunu madde 43/1’e göre fail, tek bir ceza alır ancak bu ceza, dörtte bir oranından dörtte üç oranına kadar arttırılabilir. Özellikle, mağduru belli olmayan suçlarda da bu hüküm uygulama bulabilir. Güveni kötüye kullanma olayında, faaliyetin farklı zaman dilimlerinde işlenmesi halinde, zincirleme suç unsurları devreye girebilir. Güveni kötüye kullanma suçu, taşınır veya taşınmaz bir mülke ilişkin olarak, mülkiyet hakkının kullanılmasını sağlayan güven ilişkisinin kötüye kullanılmasını ifade eder. Burada, “zilyetliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunma” veya “devir olgusunu inkâr etme” şeklinde iki ayrı eylem tanımlanmıştır. Eğer fail, bu iki eylemden herhangi birini gerçekleştirirse, tek bir suç oluşur.

Fikri içtima, tek bir eylemle birden fazla farklı suçun işlenmesi durumunda ele alınan bir kavramdır. TCK madde 44 gereğince, eğer güveni kötüye kullanma suçu sırasında işlenen eylem aynı zamanda başka bir suçun oluşmasına yol açıyorsa, bu durumda işlenen suçlar arasından en ağır cezayı gerektiren suçun cezası fail üzerinde uygulanır. Özetle, güveni kötüye kullanma suçu işlendiğinde, failin birden fazla eylemde bulunmasından kaynaklı zincirleme suç veya fikri içtima gibi hukuki durumlar, cezai sorumluluk ve cezanın belirlenmesinde önemli roller oynar. Bu unsurlar ışığında failin cezai durumu değerlendirilir ve kanunlar dahilinde gerekli cezai yaptırım uygulanır.

Güveni Kötüye Kullanma Suçu Görevli Mahkeme

Güveni kötüye kullanma suçu, 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Kanununun ikinci bölümünde düzenlenen mahkemelerin görev alanlarını belirleyen 12. Madde temel alınarak değerlendirilmelidir. Kanun hükümleri çerçevesinde, güveni kötüye kullanma suçları söz konusu olduğunda görevli ve yetkili mahkemeler Asliye Ceza Mahkemeleridir. Adli yargı düzeni içerisinde güveni kötüye kullanma suçu ile ilgili dava ve işlemler, şüpheli veya sanıkların yargılanması için Asliye Ceza Mahkemelerinde ele alınır. Bu mahkemeler, şüpheli veya sanıkların meselenin hukuki ve cezai boyutunu tüm ayrıntılarıyla inceleyerek, adaletin tecellisi için önemli bir rol oynar.

Yargıda güveni kötüye kullanma suçunun incelenmesi, kanunla belirlenen görev ve yetki sınırları içinde kalarak gerçekleştirilir. Suçun işlendiğine dair her türlü delil, tanık ifadeleri ve diğer kanıtlar, Asliye Ceza Mahkemesi tarafından detaylı bir şekilde değerlendirilir. Asliye Ceza Mahkemesinde görülen güveni kötüye kullanma suçu ile ilgili davalarda, mağdurun hakları ve sanığın savunması adaletin terazisinde hassasiyetle tartılır. Bu süreç, kanun önünde eşitlik ilkesi ve hukukun üstünlüğü prensipleri çerçevesinde yönetilir. Güveni kötüye kullanma suçu, Adli Yargı İlk Derece Mahkemelerinin yetki alanındadır ve bu suçla ilgili davalar, Asliye Ceza Mahkemesinde yargılanır. Suçla mücadelede ve adaletin sağlanmasında Asliye Ceza Mahkemeleri, belirleyici bir görev üstlenir ve suçun tüm boyutlarıyla adaletli bir şekilde değerlendirilmesini sağlar.

Güveni Kötüye Kullanma Suçu Yetkili Mahkeme

Güveni kötüye kullanma suçu ile ilgili davalarda, dava sürecinin nerede gerçekleşeceği konusunda belirleyici olan hukuki düzenlemeler vardır. 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 12. maddesine göre, bir suçun yargılanması için yetkili mahkeme, genel olarak suçun işlendiği yer mahkemesidir. Bu bağlamda, güveni kötüye kullanma suçu da işlendiği yer mahkemesinde yargılanır.

Güveni kötüye kullanma suçu, mağdur tarafın güveninin kötüye kullanılması neticesinde gerçekleşen bir eylemdir ve bu suçun işlendiği bölgedeki mahkeme, davaya bakma yetkisine sahiptir. Bu durum, mağdurun ve sanığın yasal haklarını korurken, adli süreçlerin de adaletli bir şekilde yürütülmesini sağlar. Herhangi bir güveni kötüye kullanma davasında, suçu işleyen kişinin belirlediği aldatma eyleminin yapıldığı ya da güvenin zarar gördüğü yer, davanın görüleceği mahkemenin tayininde esas alınır. Güven ilişkilerinin zarar görmesi, özellikle ticari hayatta ciddi yankılar oluşturabilmektedir. Bu nedenle, güveni kötüye kullanma suçu ciddiye alınmalı ve mağdurların haklarının korunması adına bu suçun işlendiği yerde, yetkili mahkemeler tarafından titizlikle ele alınması gerekir.

Kanun koyucu, bu düzenleme ile adil yargılama ilkelerine uygun hareket etmeyi ve her olayda adaletin sağlanmasını hedeflemektedir. Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun bir suçun nerede yargılanacağını belirleyen hükümleri, güveni kötüye kullanma gibi suçlar için de geçerlidir. Suçun işlendiği yer mahkemesi, bu tür davalarda yetkili kılınarak, suçun mahiyeti ve etkileri dikkate alınarak adil bir yargılama sürecinin teminat altına alınması amaçlanmaktadır.

Tapu Iptal Ve Tescil Davasi 1 1
Güveni Kötüye Kullanma Suçu Tck 155, Cezası Ve Yatarı 5

Güveni Kötüye Kullanma Suçu Cezası

Güveni kötüye kullanma suçu, bir kişinin başka bir kişiye ait olan ve muhafazası ya da belirli bir amaçla kullanılması için kendisine emanet edilen mal üzerinde yetkisini aşarak tasarrufta bulunması veya malın kendisine emanet edildiğini inkar etmesi durumunda ortaya çıkar. Eğer bir kişi, kendisine muhafaza etmek veya özel bir şekilde kullanmak üzere teslim edilmiş bir malı, teslimatın amacı dışında kullanır veya zilyetliğin kendisine geçtiğini reddederse, bu kişi şikayet edilmesi halinde altı aydan iki yıla kadar hapis ve adli para cezası ile cezalandırılabilir. Bu suça özel bir terim olan “zilyetliğin devri” ifadesi, malın kullanım hakkının geçici olarak başkasına verilmesini ifade eder.

Güveni kötüye kullanma suçu daha ağır bir şekilde cezalandırılabilir eğer suç;

  • Bir meslek veya sanat icrası sırasında,
  • Ticaret yapmak amacıyla,
  • Hizmet ilişkisi çerçevesinde,
  • Veya herhangi bir sebepten dolayı bir kişinin başkasına ait malları idare etme yetkisi kapsamında teslim edilen eşya üzerinde işlenmesi.

Bu durumda, fail bir yıldan yedi yıla kadar hapis ve üç bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Bu suç tipleri için önemli bir nokta, suçun şikayete bağlı olmasıdır. Mağdur, suç işlendiği tarihten itibaren altı ay içinde şikayette bulunmalıdır. Aksi takdirde suçun cezalandırılması için resmi işlem başlatılamaz. Güveni kötüye kullanma suçu, mağdurun malvarlığına zarar verme potansiyeline sahip olması nedeniyle ciddi bir suçtur ve bu tür eylemler karşısında mağdurların haklarını araması için yasal yollar mevcuttur.

Güveni Kötüye Kullanma Suçunun Yatarı Nedir?

Güveni Kötüye Kullanma suçu, bir mahkeme tarafından hüküm verilip cezanın infaz edilme sürecini ifade eder. Şüpheli, bu suçtan kesinleşmiş bir hüküm alındığında “hükümlü” statüsü kazanır ve böylece cezasının infaz sürecine girer. Basit şekilde işlenen Güveni Kötüye Kullanma suçları için hükümlü altı aydan iki yıla kadar hapis ve adli para cezasına mahkûm edilebilir. Görevini kötüye kullanma suçu bazı hallerde daha ağır cezalar gerektirir; bir yıldan yedi yıla kadar hapis ve en fazla üç bin güne kadar adli para cezası verilebilir.

Güveni Kötüye Kullanma suçuyla ilgili olarak, çeşitli yargısal düzenlemeler mevcuttur. Uzlaşma, etkin pişmanlık, kamu davasının ertelenmesi ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması gibi hukuki seçenekler, hükümlüye lehte çeşitli avantajlar sağlayabilir. Bu aşamalarda deneyimli bir ceza avukatıyla hareket edilmesi, hükümlünün haklarını en iyi şekilde korumasına yardımcı olur. Ceza infazı, Cumhuriyet başsavcılığının hükümlüye gönderdiği bir çağrı kağıdı ile başlatılır. Bu kağıtla birlikte, hükümlünün en yakın infaz başsavcılığına başvurarak, infazın ertelenmesini talep etme hakkı bulunur. Ertelemeler, bir yılı aşmamak kaydıyla, en fazla iki kez yapılabilir.

Ceza İnfaz Başsavcısı tarafından oluşturulan müddetname, hükümlünün cezasını ve ne kadar süre cezaevinde kalacağını belgeleyen resmi evraktır. Müddetname, hükümlünün cezaevindeki kalış süresinin hesaplanmasında önemli rol oynar ve şartlı tahliye indirim oranları ile diğer detaylar göz önünde bulundurulur. Şartlı tahliye oranları, suçun işlendiği tarih ve türüne göre farklılık gösterse de, lehe olan kanun prensibi çerçevesinde hükümlünün yararına olan oranlar tercih edilir.

5275 sayılı kanunun 30/03/2020’de yapılan değişikliğine göre, Güveni Kötüye Kullanma suçu için şartlı tahliye oranı üçte ikiden bir bölü ikiye, denetimli serbestlik süresi de bu tarihten önce işlenen suçlar için üç yıl, sonrasında işlenen suçlar için ise bir yıl olarak belirlenmiştir. 30/03/2020 sonrasında işlenen Güveni Kötüye Kullanma suçları için uygulanacak şartlı tahliye oranı %50 olup, denetimli serbestlik süresi de bir yıl olarak uygulanacaktır.

Güveni Kötüye Kullanma Suçunda Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması

5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanununun 231. maddesi uyarınca, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilmesi için bazı şartların sağlanması gerekmektedir. Güveni kötüye kullanma suçuna yönelik olarak bu şartlar ve süreç şu şekilde özetlenebilir.  Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan hüküm giymemiş olması gereklidir. Mahkeme, sanığın kişilik özellikleri ve duruşmadaki tutumu dahil olmak üzere yeniden suç işlemeyeceğine dair bir kanaate varmalıdır. Güveni kötüye kullanma suçundan dolayı mağdurun veya kamunun uğradığı zararın giderilmesi şarttır. Bu, aynen iade, suçtan önceki hale getirme ya da tazminat ödeme ile sağlanabilir.

Ceza Muhakemesi Kanununun 231/5. maddesi gereğince, sanığa atılı suçtan dolayı verilen hapis cezası iki yıl veya daha az süreli ise veya adli para cezası öngörülü ise, mahkeme HAGB kararı verebilir. Ancak, sanık bu kararı kabul etmek zorundadır, aksi takdirde HAGB uygulanmaz. Verilen HAGB kararı sanık hakkında herhangi bir hukuksal sonuç doğurmaz. Yani hüküm, sanığın kaydında sabit bir mahkûmiyet olarak görünmez. Kararın ardından sanık beş yıl boyunca denetim süresine tabi tutulur. Bu sürede zamanaşımı işlemez.

Denetim süresi içinde eğer kasıtlı bir suç işlenirse, bu kez HAGB kararı verilemez. HAGB kararı alındığında, hapis cezası ertelenemez veya alternatif yaptırımlar (örneğin, para cezasına çevirme, kamu hizmeti) uygulanamaz. Bu suçla ilgili olarak HAGB kararı verilebilmesi için yukarıda bahsedilen koşulların sağlanması ve sanığın bu koşulları kabul etmesi gerekir. Zararın giderilmediği durumlarda, hakim hapis cezasını erteleyebilir veya mevcut yasal düzenlemeler çerçevesinde alternatif yaptırımlar uygulayabilir. Zararın giderilmesi bu suç türü için özellikle önemli bir unsurdur.

Güveni Kötüye Kullanma Suçunun Adli Para Cezasına Çevrilmesi

Güveni kötüye kullanma suçu işlendiğinde, yargılanan kişilere hapis cezası verilebilir. Ancak bu hapis cezası bazı durumlarda adli para cezasına dönüştürülebilir. Adli para cezası, bir suça karşılık gelen ve genellikle maddi bir yükümlülük içeren bir yaptırım türü olup, hapis cezasının yanı sıra veya tek başına uygulanabilir. Türk Ceza Kanunu içerisinde yer alan bu düzenleme, bahsi geçen suçun mağdurları ve toplum için adalete ulaşılmasında esnek bir yol sunmaktadır. Güveni kötüye kullanma suçuna verilebilecek hapis cezası, bazı şartlar altında adli para cezasına çevrilebilecek alternatif bir yaptırımı ifade eder. Bu dönüşüm süreci hakkında daha fazla bilgi edinmek, hem suçu işleyen bireyler için hem de adalet sistemi uygulayıcıları için önem arz eder.

Adli para cezasına çevrilme, mahkemenin inisiyatifi ve kanunlarda belirlenen esaslar dahilinde gerçekleşir ve bu seçenek, cezanın toplumsal etki ve bireyin durumu göz önüne alınarak belirlenir. Güveni kötüye kullanma gibi önemli bir suçun yaptırımları arasında hapis cezasının yanında adli para cezasının bulunması adalet sisteminin esneklik ve insani yönünü gösterir. Hapis cezaları çeşitli sebeplerle adli para cezasına çevrilebilir; bu da ceza hukukunun sadece cezalandırmak yerine, aynı zamanda toplumu koruma ve hatalı davranışları düzeltme hedeflerini yansıtan bir yaklaşımdır.

Suçun ciddiyeti, kişinin önceki sabıkası, topluma ve mağdura olan etkisi gibi birçok faktör, bu cezanın ne şekilde uygulanacağı ile ilgili kararda belirleyici olacaktır. Dolayısıyla, güveni kötüye kullanma suçu gibi ciddi bir suç dahi olsa, bireyleri mağdur etmeden, adaleti sağlayacak ve suçu caydıracak yöntemler geliştirmek adli sistemin önceliklerinden biri olarak karşımıza çıkar.

Güveni Kötüye Kullanma Suçunda Şikayet

Güveni kötüye kullanma suçu, iki farklı şekilde meydana gelebilir: Basit ve nitelikli. Suçun basit formu, mağdur tarafından şikayet edilmesi gereken bir eylemdir. Önemli olan, suçun ve suçlunun farkına varıldığı tarihten itibaren altı aylık bir şikayet sürecinin başlayacak olmasıdır. Bu süre zarfında, yani altı ay içerisinde, mağdurların güveni kötüye kullanma fiili nedeniyle suç duyurusunda bulunmaları beklenir. Eğer bu zaman aralığında suça ilişkin şikayet hakkı kullanılmaz ise, aynı fiil için tekrar şikayet hakkı kullanılamaz. Bu, suçun basit hali için geçerlidir ve bu süre aşıldığında hakkın düştüğü kabul edilir. Nitelikli hallerde ise, şikayet süresine ilişkin bazı farklılar ve cezaların artırıldığı durumlar söz konusudur.

Güveni kötüye kullanma suçu, mağdur için ciddi sonuçlar yaratabilecek bir ihlal olduğundan, böyle bir durumla karşılaşıldığında hızlı ve etkin bir şekilde harekete geçmek önemlidir. Bu suç türünde mağdurun haklarını ve şikayet sürecini doğru bir şekilde anlaması, adaletin sağlanmasında kritik bir rol oynar. Her halükarda, suçun işlenmesinin ardından zaman kaybetmeden konuyla ilgili yasal mercilere başvurmak yerinde olacaktır. Güvene dayalı ilişkilerin korunabilmesi adına, hem bireylerin hem de kurumların güveni kötüye kullanma suçu hakkında bilgi sahibi olması ve gerekli tedbirleri alması büyük önem taşımaktadır.

Güveni Kötüye Kullanma Suçunda Zamanaşımı

Güveni kötüye kullanma suçu, Türk Ceza Kanunu’nda yer alan ve bireylerin güvenini kötüye kullanarak gerçekleştirilen suçlardan biridir. Bu suçun nitelikli halleri ise suçun daha ağır şekillerini ifade eder ve bu hallerin takibi özel bir şikayete bağlı olmadan re’sen, yani savcılık tarafından yapılabilecek suçlar kategorisindedir. Güveni kötüye kullanma suçunun nitelikli hallerinin yargı süreci şikayet süresine tabi değildir, bu da mağdurun veya müştekinin belirli bir süre içerisinde şikayetçi olma zorunluluğu olmadığı anlamına gelir. Diğer bir ifadeyle, bu suça ilişkin dava zamanaşımı süresi 15 yıldır.

Mağdur, bu 15 yıllık süre zarfında herhangi bir zamanda adalet arayışına başlayabilir ve hakkını aramak üzere dava sürecine dahil olabilir. Bu tip bir suçla karşı karşıya kalan kişiler, haklarını korumak ve suçun takibini sağlamak için dava sürecine katılma hakkına sahiplerdir ve zamanaşımı süresi içerisinde diledikleri zaman şikayet hakkını kullanabilirler. Bu hususta, herhangi bir başlangıç zamanı sınırlaması olmadan, mağdurun hukuki desteği alması ve gerekli adımları atması mümkündür. Güveni kötüye kullanma suçunda, suçun nitelikli halleri daha ciddi sonuçlar doğurabileceği için zamanaşımı sürecinin farkında olmak ve hukuki hakların zamanında aranması büyük önem taşır. Bireylerin bu konuda bilgi sahibi olmaları ve gerekli hukuki yollara başvurmaları, adaletin yerini bulması adına kritik bir rol oynar.

Tapu Iptal Ve Tescil Davasi 4
Güveni Kötüye Kullanma Suçu Tck 155, Cezası Ve Yatarı 6

Güveni Kötüye Kullanma Suçu ve Haksız Yarar Sağlama

Güveni Kötüye Kullanma suçu, Türk Ceza Kanunu’nun 155. maddesinde detaylandırılmıştır. Bu suçun işlenebilmesi için failin zilyetliği kötüye kullanması veya malın devir olgusunu inkar etmesi yeterlidir; failin haksız bir çıkar elde etmiş olmasına gerek yoktur.

TCK 155. madde çerçevesinde Güveni Kötüye Kullanma suçunun unsurları şu şekilde sıralanabilir:

  1. Zilyetliğin Kötüye Kullanılması: Fail, kendisine teslim edilen bir mal üzerindeki zilyetliği kötüye kullanmalıdır. Bu durumda, malın sahibine karşı hukuka aykırı bir davranışta bulunulmuş olur.
  2. Devir Olgusunun İnkarı: Bir malın zilyetliği, devir işlemleri ile bağlantılı olarak kötüye kullanıldığında veya devir olgusu yalanlanırsa, bu da Güveni Kötüye Kullanma suçunu meydana getirir.
  3. Somut Yarar veya Zarar Olmadan: Bu suçun ortaya çıkması için failin ya da başkasının herhangi bir maddi yarar sağlamasına ya da mağdurdun somut bir zarar görmesine ihtiyaç yoktur. Sadece zilyetliğin devir amacına aykırı bir davranış suç teşkil eder.

Türk Ceza Kanunu 155. maddede geçen “yararına olarak” ifadesi, failin ya da bir başkasının lehine herhangi bir çıkar sağlamasını ima eder gibi görünse de, Güveni Kötüye Kullanma suçu için zorunlu bir koşul değildir. Yani, suçun oluşumu için haksız yarar sağlama şart değildir.

Güveni Kötüye Kullanma suçunun bütün yönleriyle değerlendirilmesinde, failin eyleminin mal sahibi veya zilyetin aleyhine, mal üzerinde hukuka aykırı tasarrufta bulunması esas alınır. Failin veya başkasının herhangi bir yarar elde etmesi gibi bir sonucun oluşmasının gerekliliği yoktur. Böylece, güvence altına alınan hukuki değer, mülkiyet hakkının yanı sıra zilyetliğin korunmasıdır. Bu nedenle, güvenin kötüye kullanılmasıyla ilgili her olay, TCK 155. madde hükümleri kapsamında titizlikle ele alınmalıdır.

Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma (TCK 155/2)

Güveni kötüye kullanma suçu, hizmet ilişkisine dayalı olan durumlarda ortaya çıkan ve Türk Ceza Kanunu tarafından düzenlenmiş bir suç türüdür. Türk Ceza Kanunun 155/2 maddesine göre, hizmet nedeniyle güvenin kötüye kullanılması durumunda, suçun cezasının ağırlaştırıldığı belirtilmektedir. Hizmet ilişkisi, malın mülkiyet hakkı sahibi ile zilyet arasında kurulan bir sözleşmeye dayanıyor ise ve bu ilişki süreklilik arz ediyorsa, güveni kötüye kullanma suçu gündeme gelir. Bu ilişkinin karşılıklı olarak ücretli veya çıkar sağlayacak şekilde olması gerekmektedir.

İş sözleşmeleri gibi, süreklilik gösteren hizmet ilişkilerinden örnek verecek olursak; bir aracın sahibi aracını tamir için bir iş yerine bırakmış ve karşılığında tamirin yapılması bekleniyorsa, işçinin bu aracı tamir etmek yerine izinsiz bir şekilde kullanması ve bir kaza sonucu zarara yol açması hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçu olarak değerlendirilir. Benzer şekilde, vekalet sözleşmeleri de süreklilik arz eden hizmet ilişkilerindendir. Bir avukatla müvekkil arasındaki ilişki vekalet sözleşmesine örnek gösterilebilir. Bu çerçevede, avukata teslim edilen değerli evrakın, avukat tarafından bilerek zarar verilmesi hali güveni kötüye kullanma suçu kapsamına girer.

Özetle, hizmet ilişkisine dayanarak güveni kötüye kullanma suçu işlenmişse, Türk Ceza Kanununda bu durumun cezai sonuçları daha da ağırlaştırılmıştır. Bu tür suçlar, hizmet temelli bir güven ilişkisini kötüye kullanarak mülkiyet hakkına zarar vermeyi kapsamaktadır ve kanunlarımızda ciddi şekilde ele alınmaktadır.

Ticaret İlişkisi Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma Suçu

Ticari ilişkiler, ekonominin sağlıklı işlemesi için vazgeçilmez bir unsurdur. Bu ilişkiler dayandığı temel unsurlardan biri olan güvene dayanır. Türk Ceza Kanunu, ticari hayatın bu kritik yönünü korumak amacıyla güveni kötüye kullanma suçu konusunda özel düzenlemeler içermektedir. Ticari güven ilişkisinin zarar görmesi, Türk Ceza Kanunu açısından suçun nitelikli hali olarak değerlendirilir ve ciddi yaptırımlar öngörerek koruma altına alınmıştır. Şirketler arası yapılan anlaşmalar, sözleşmeler bu güven üzerine kurulmuştur.

Taşıma sözleşmeleri, eser sözleşmeleri gibi ticari düzenlemeler, taraflar arasında güven ilişkisi yaratır. Bu ilişki çerçevesinde, malın bir zilyede (“malın teslim alındığı kişi” anlamında) teslimi gerçekleşir ve bu malın anlaşılan amaç dışında kullanılması, Güveni Kötüye Kullanma Suçunu doğurabilir. Bir örnekle açıklayacak olursak, bir şirketin nakliye faaliyeti çerçevesinde, kendisine teslim edilen bir taşınır malı belli bir yere götürme yükümlülüğü bulunmaktadır. Eğer bu şirket, söz konusu malı İstanbul’a taşıması gerekirken başka bir amaçla kullanırsa, işte bu durum Güveni Kötüye Kullanma Suçu kapsamındadır.

Şirketin bu hareketi, ticari güven ilişkisini zedeleyerek hem hukuki hem de etik anlamda ciddi bir suç teşkil eder. Ekonomik hayatın devamlılığı ve sağlığı için, ticari ilişkilerde güven asli bir prensiptir. Türk Ceza Kanunu, bu güvenin kötüye kullanılmasını ciddi bir suç olarak kabul ederek cezai yaptırımlarla koruma altına alır. Şirketler, taahhüt ettikleri sözleşmeyi layığıyla yerine getirme zorunluluğunun bilincinde hareket etmelidirler. Aksi takdirde, güveni kötüye kullanma suçuyla karşı karşıya kalabilirler ve bu durum ciddi hukuki sonuçlara yol açabilir.

Meslek veya Sanatın İcrası Gereği Kendisine Bırakılan Eşya Üzerinde Güveni Kötüye Kullanma

Güven ilişkisi temelinde yürütülen mesleklerde, bireyler çeşitli mallarını işleme ya da tamire götürdükleri profesyonellere emanet ederler. Güveni kötüye kullanma suçu, bu mesleki faaliyet sırasında öne çıkar ve oldukça ciddi bir hukuki konudur.

Meslek icrası sırasında, örneğin terzilik veya ayakkabı tamirciliği gibi işlerde müşteri, kıyafetlerini veya ayakkabılarını tamir veya düzenleme amacıyla belirli bir görevi olan bir kişiye bırakır. Güven temeline dayalı olarak devam eden bu ilişkide, profesyonel kişiye teslim edilen malın yalnızca belirlenen amaca hizmet etmesi beklenir. Eğer söz konusu profesyonel kişi, emanet edilen malı amacı dışında bir biçimde kullanırsa, bu, Güveni Kötüye Kullanma suçu kapsamında değerlendirilir. Bu suç, meslek icrası gereği teslim alınan eşyayı, teslim amacının dışında kullanma eylemini tanımlar.

Bir müşterinin, otomobilini bakımının yapılması için oto tamircisine bıraktığını düşünelim. Ancak orada çalışanlardan birinin, bakım sonrası otomobili, kendi özel işi için kullanması halinde, Güveni Kötüye Kullanma suçu işlenmiş olur. Bu suçun işlenmiş olduğu durumlarda, hukuk yoluyla gerekli işlemler başlatılır ve suçu işleyen kişi üzerinde yasal yaptırımlar uygulanabilir. Suçun niteliğine ve verdiği zarara göre cezai yaptırımlar değişkenlik gösterebilir. Müşterilerin ve işlerini dürüstçe yapan profesyonellerin haklarının korunmasında, güveni kötüye kullanma suçu kritik bir role sahiptir. Mesleki ilişkilerde güveni kötüye kullanma, hem etik hem de hukuki açıdan kabul edilemez bir davranıştır.

Başkasına Ait Malları Yönetme Yetkisi Çerçevesinde Tevdi ve Teslim Edilen Mal Hakkında Güveni Kötüye Kullanma

Güveni Kötüye Kullanma Suçu, başka bir kişinin mallarını yönetme yetkisinin kötüye kullanılması durumunda meydana gelir. Bu suç, malların yönetim yetkisi verilen kişi tarafından, bu yetkiye aykırı biçimde kullanılması veya yetkinin verildiği gerçeğinin inkar edilmesi hallerinde oluşur. Yönetim yetkinin nasıl elde edildiği, suçun oluşumunu etkilemez; bu yetki mal sahibinin rızası ile ya da bir mahkeme kararı ile sağlanmış olabilir. Bir mal sahibi vekil atayarak mallarını yönetmesi için güven teşkil edebilir.

Özellikle zengin bireyler, mallarının idaresini genellikle başkalarına devredebilirler. Ancak bu yetkiye sahip olan vekil, güveni kötüye kullanarak mala tasarruf ettiği takdirde Güveni Kötüye Kullanma suçu işlenmiş olur. Benzer şekilde, mahkeme tarafından bir vasi veya kayyım atanarak mal yönetimi görevi verilmiş ise ve bu kişi, kendisine verilen yönetim yetkisini kötü niyetle kullanır ise bu durum da Güveni Kötüye Kullanma suçunun ağır bir şeklinin işlendiğini gösterir. Yani suç, mal yönetimi görevi olan kişinin, bu ağır sorumluluğu hatalı bir biçimde kullanmasıyla ortaya çıkar.

Yorum yapın