Cebir Suçu ve Cezası (TCK 108)

Cebir Suçu Ve Cezası
Cebir Suçu Ve Cezası

Cebir suçu, Türk Ceza Kanunu kapsamında özellikle ele alınan ve kişilerin özgürlüklerine saldıran ciddi bir suç tipidir. TCK madde 108 kapsamında “Hürriyete Karşı Suçlar” başlığı altında incelenen bu suç, fiziki güç kullanarak bireyleri istemedikleri bir eylemi gerçekleştirmeye zorlama eyleminden doğar. Cebir suçu, sadece kişinin özgürlüğüne kastetmekle kalmaz, aynı zamanda yaralama suçunun daha ağır bir çeşidi olarak değerlendirilir.

Cebir suçu, bireyin iradesine karşı cebir kullanarak o kişiyi belli bir davranışı yapmaya veya yapmamaya zorlayan suç eylemidir. Bu eylem sonucunda kişinin vücut bütünlüğüne zarar verilebilir ya da yaralanması söz konusu olabilir. Suçun gerçekleşmesi için cebir veya şiddetin uygulanması yeterlidir.

Cebir suçu, mağdurun kişisel hürriyetine saldırdığı için ciddi hukuki yaptırımları beraberinde getirir. Türk Ceza Kanunu madde 108’de yer alan düzenlemeler çerçevesinde, faile hapis cezası gibi ciddi yaptırımlar uygulanabilir. Özgürlüğün ihlali ve bireyin isteğinin dışında zor kullanılarak bir eylemi gerçekleştirmeye zorlanması, Türk Ceza Kanunu bakımından ciddi bir suç olarak görülmekte ve bu suça karşı mücadele büyük bir önem taşımaktadır.

Suçun yaralama suçunun nitelikli hali olarak kabul edilmesinin temelinde ise uygulanan fiziksel gücün yaralanmaya neden olması yatar. Bu nedenle, cebir kullanarak işlenen bir suç, yaralama suçunun da ötesine geçebilir ve hem kişiyi zorlayan eylem hem de buna bağlı olarak ortaya çıkan zarar göz önüne alınarak değerlendirilir.

Sonuç olarak, cebir suçu ciddi hukuki sonuçlar doğurabilen ve bireyin özgürlüğüne yapılan bir saldırı olarak kabul edilir. Verilen cezalar bu suçun caydırıcı olmasını sağlamak ve toplumda bireylerin özgürlüğünü korumak adına büyük önem taşır.

Cebir2
Cebir Suçu Ve Cezası (Tck 108) 4

Cebir Suçu Nedir?

Cebir suçu, bireylerin istenilen bir eylemi yapmaya ya da yapmamaya fiziksel güç kullanılarak zorlanmasını içerir. Türk Ceza Kanunu’nun “Kişilere Karşı Suçlar” bölümünde yer alan ve “Hürriyete Karşı Suçlar” alt başlığı altında düzenlenen cebir suçu, TCK’nın 108. maddesinde ele alınmıştır. Bu maddeye göre, cebir; bir kişiyi, fiziki güç uygulayarak veya yaralayarak belirli bir davranışı yapmaya veya yapmamaya zorlamayı ifade eder.

Cebir suçunun oluşabilmesi için mağdurun fiziki bir güç kullanılması sonucu acı hissetmesi ve bu acı neticesinde belli bir davranışı gerçekleştirmeye zorlanması gerekmektedir. Cebir, tehdit ile karıştırılmamalıdır; zira tehdit, kötü bir sonucun gelecekte gerçekleşeceğini ima ederek kişi üzerinde korku yaratmaktadır. Suçun işlenme biçimi ve sonuçlarına göre cezai sorumluluklar belirtilmiştir. Cebir, yalnızca bağımsız bir suç olarak değil, aynı zamanda birçok farklı suç tipinin oluşumunda tamamlayıcı bir unsur olarak işlenebilir.

Cebir suçu hakkında daha fazla bilgi ve cezai yaptırımlar için Türk Ceza Kanununun 108. maddesi ve ilgili gerekçesi detaylı olarak incelenebilir. Cebir suçuyla ilgili olarak sanık veya mağdur olarak hukuki durumunuzun değerlendirilmesi gerekiyorsa, uzman bir avukata  danışmak önemlidir.

Cebir suçu, Türk Ceza Kanununun ilgili maddelerinde ele alınan ve mağduru bir şeye zorlamayı amaç edinen özel bir suç türüdür. Bu suç, mağduru bir eylemi yapmaya ya da yapmamaya veya belli bir eylemi yapmasına razı olmaya zorlamakla karakterize edilir. Esasında hem cebir suçu hem de kasten yaralama suçu kişinin bedensel dokunulmazlığına yönelik saldırıları ifade eder.

Türk Ceza Kanunu madde 86’da belirtilen kasten yaralama suçu, kişinin sağlığına kasten zarar vermeyi hedeflerken, bu suç, mağdura acı veya ıstırap vererek belli bir davranışı sergileme veya sergilememe yönünde baskı uygulanmasını içerir. Kasten yaralama suçu esnasında bir kişinin vücut bütünlüğüne kasten zarar verilmesi söz konusudur. Cebir suçu ise, bu yaralama eyleminin ötesinde, failin amacının mağduru psikolojik veya fiziksel baskı altına alarak istemediği bir eylemi yapmaya veya yapmamaya zorlamak olduğu durumları kapsar.

Cebir suçu, Türk Ceza Kanununda kasten yaralama suçunun nitelikli bir hali olarak düşünülebilir. Zira fail, kasten yaralama suçunu işlerken mağduru aynı zamanda bir şeye zorlamak amacını da güder. Cebir suçunun mevcudiyeti için zarar vermenin yanı sıra bu gibi bir zorlama amacının olması gerekir. Bu nedenle, cebir suçu kasten yaralama suçuna oranla daha ağır cezai yaptırımlara tabi tutulur. Kanun koyucu, cebirli eylemlerde, kasten yaralama suçundan dolayı verilecek cezanın arttırılmasını öngörmüştür.

Kısacası, failin baskı kurarak mağduru istediği bir davranışı sergilemeye zorlamak amacı taşıdığı durumlarda ortaya çıkan ve genellikle kasten yaralama suçunun daha ağır bir biçimi olarak değerlendirilen bir suç türüdür.

Cebir Nedir?

Cebir suçu, zor kullanarak mağdurun iradesini etkileyip yönlendirme ve farklı bir davranışa zorlama durumunda gerçekleşir. Yaralamanın şartlarına benzese de, failin niyeti açısından ayırt edici faktörler barındırır. Bu suç tipinin özellikleri şunlardır:

  1. Fail suçu, bilinçli ve isteyerek gerçekleştirmelidir, yani kendi hür iradesiyle mağdura karşı zor kullanmalı veya ona zarar vermelidir.
  2. Mağdurun suça konu davranışı, failin zor kullanımı sonucu gerçekleşmelidir.
  3. Fail, mağdurun vücut bütünlüğünü ihlal ederek fiziksel zor kullanmalıdır.

Cebir suçu bazı kanuni suç tiplerinin işlenebilmesi için gereklidir. Örneğin Türk Ceza Kanununun 148. maddesinde yer alan yağma suçunun işlenebilmesi için failin mağdura ya tehdit etmesi ya da cebir kullanması şarttır.

Zorlama yoluyla bir şeyi yaptırma örneği: Kişinin aracının önüne park edilen başka bir araç sebebiyle, o aracı çekmeyi reddeden kişiye saldırıp zorla aracını çektirmesi.

Zorlama yoluyla bir şeyin yapılmasına izin verme örneği: Bir kişinin, başkasına ait dükkanın bahçesinden kendi ablasının işlettiği dükkanına geçmek için izin istemesi, reddedilmesi halinde ise mağduru darp etmesi.

Cebir suçu, kullandığınız fiziksel gücün miktarının az veya çok olup olmamasına bakılmaksızın, suçun oluşması için gereken koşulları karşıladığında işlenebilir. Bu suçun unsurlarını bilmek adli süreçlerde kritik öneme sahiptir.

Cebir Suçu Unsurları

  • Fail

Cebir suçu, Türk Ceza Kanununun genel hükümlerine göre değerlendirilen ve fail açısından herhangi özel bir nitelik aranmayan bir suç tipidir. Türk Ceza Kanununun 108. maddesi, bu suç türü için özel bir özellik gerektirmez; kanunun tanımladığı suçu işleyen her gerçek kişi, suçun faili olarak kabul edilir. Cebir, özel bir suç tipi olmayıp, kanun önünde genel bir suç olarak düzenlenmiştir ve bu suçu işlemek için failin özel bir sıfat taşıması zorunlu değildir.

Bazı durumlarda, ceza hukukunda yetki aşımı olarak değerlendirilen özel haller olabilir. Eğer fail, zor kullanma yetkine sahip bir kamu görevlisi ise ve bu yetkisini görev dahilinde kullanıyorsa, bu eylem suç oluşturmaz. Ancak, bu yetkinin ötesine geçildiğinde, TCK’nın 256. maddesinde yer alan ‘Zor Kullanma Yetkisinin Sınırlarının Aşılması’ suçu yani hukuksal sınırı aşma durumu söz konusu olacaktır.

Buna ek olarak, zor kullanma yetkisine sahip olmayan bir kamu görevlisi, nüfuzu kötüye kullanarak bir cebir eylemi gerçekleştirirse, bu durumda öncelikle 5237 sayılı TCK’nın 86. maddesi birinci ve ikinci fıkraları uyarınca ceza tayini yapılacak, ardından üçüncü fıkra gereği ceza artırılarak son olarak TCK’nın 108. maddesi uygulanacaktır. Bu bağlamda, ceza hukukunda ayrıcalıklı bir durum oluşturmayan cebir suçu, geniş bir yelpazede değerlendirilen bir suç türüdür ve fail için herhangi bir özel statü gerektirmez.

  • Mağdur

Cebir suçu, Türk Ceza Kanunu  çerçevesinde, bireylerin özgürlüğüne karşı işlenen suçlardan biridir. Bu suç, madde düzenlemesine göre ‘kişi’ ifadesi kullanılarak tanımlanmıştır ve gerçek kişiler bu suçun doğrudan mağdurları olabilir. Mağdur kimliği için özel bir durum gerekmez; cebir suçu, herhangi bir gerçek kişiye karşı işlenebilir. Ancak, suç özellikle üstsoy, altsoy, eş, kardeş veya kendini savunamayacak durumda olanlara karşı işlendiğinde, TCK m. 86/3 hükümleri gereği daha ağır cezai sonuçlar doğurabilir.

Türk Ceza Kanununun kişi özgürlüğüne karşı suçlar kapsamında ele aldığı suçta tüzel kişilikler, yani hukuki varlıklar mağdur olarak tanımlanmamıştır. Çünkü suç, kişinin özgürlüğüne kasteden bir fiildir. Fakat tüzel kişiliğin organları olan gerçek kişilerin cebir suçu mağduru olmaları mümkündür. Burada önemli olan, mağdurun isnat yani suça karşı koyabilme yeteneğinin bulunmamasıdır; bu durum mağduriyet için bir engel değildir.

Cebir suçu ile ilgili olarak mağdurun bedensel bütünlüğünün ihlal edilmesi yeterli kabul edilir ve mağdurun failin yaptırmak istediği eylemi idrak etmesi gerekmez. Bu, temyiz kudretine sahip olmayan çocuklar veya akıl hastalığı gibi nedenlerle isnat yeteneği kısıtlı olan kişilerin de suçun mağduru olabileceği anlamına gelir.

Öte yandan, cebir suçu, kamu görevlisi olan bir kişiye karşı, onun görevini yapmasını engellemek amacıyla işlendiğinde, Türk Ceza Kanunu madde 265’te tanımlanan görevi yaptırmamak için direnme suçu kapsamına girecektir ve bu durumda yine ayrı bir cezai sonuç söz konusu olacaktır.

  • Suçun Konusu

Cebir suçu, bireylerin hukuk tarafından korunan özgür iradeleri ve fiziksel bütünlükleriyle ilgili bir suç türüdür. Bu suç kapsamında özellikle koruma altına alınan hukuki yararlar, kişilerin karar verme özgürlüğü ve bu kararlara dayalı hareket etme kapasitesidir. Cebir suçu işlendiğinde, mağdurun fiziksel varlığına müdahale edilir; böylelikle kişinin bedeniyle iradesi arasında bir çatışma yaratılır.

Bu tür bir suçun gerçekleştirilme amacı, mağdurun iradesi ne olursa olsun, ona fiziksel olarak engel olmak ve kişinin özgür iradesini kısıtlamaktır. Birçok hürriyeti zedeleyen suç gibi tehdit ve şantajdan farklı olarak, bu suçta doğrudan kişinin beden bütünlüğüne saldırılır. Bu sebepten dolayı, cebir suçu sadece bireyin iradesini değil, aynı zamanda psikolojik ve fiziksel bütünlüğünü de korumayı hedefler.

Hukuki değerlerin korunmasında ceza hukuku önemli bir role sahiptir ve cebir suçu da bu kapsamda kayda değer bir yer tutar. Bu suç, kişilere karşı işlenen bir saldırı türü olup yalnızca mağdurun bedenine yönelik fiziksel müdahalelerle sınırlı olmayıp, bu müdahalenin iradeye olan etkisiyle de öne çıkar. Bu çerçevede cebir suçu, başkalarının özgürlüklerine zarar veren hareketleri cezalandırmak için kullanılan hukuki düzenlemelerin zorunlu bir parçasıdır.

  • Fiil

Cebir suçu, yasal tanımına göre, seçimlik bir yapıya sahiptir ve üç farklı biçimde gerçekleşebilir. Bu suç tipleri; mağdurun bir eylemi yapması için zorlanması, bir eylemi yapmaktan alıkonulması veya failin bir eylemi yapmasına mağdurun izin verdirilmesi şeklinde sıralanabilir. Cebir suçu, mağdurun iradesini etkileyebilmek amacıyla, ona karşı fiziksel güç veya şiddet kullanılmasını içerir.

Cebir kullanma suçu aynı zamanda, yaralama suçu gibi, fail ile mağdur arasında fiziksel bir etkileşim oluşturur. Bu nedenle, fiziksel temas olmaksızın cebir suçunun işlenmiş sayılması mümkün değildir. Suçun gerçekleşebilmesi için failin aktif bir eylemde bulunması zorunludur ve bu eylem sonucunda mağdurun acı çekmesinin olup olmaması bu suçun unsuru değildir.

Örneğin, mağduru itmek, mağdura dokunmak veya mağdura vurmak gibi eylemler cebir suçunu oluşturabilir. Hatta, yaralama kriterlerine uymayacak bazı müdahaleler dahi cebir suçu olarak kabul edilebilir. Yaralama suçundan farklı olarak bu suçta önemli olan, failin eyleminin mağduru belirli bir davranışa zorlamak için gerçekleştirilmesidir. Bunun haricindeki nedenlerle yapılan eylemler yaralama suçu kapsamına girer.

Failin cebir niteliği taşıyan eylemi neticesinde mağdurun acı hissetmesi gerekmez. Ayrıca, failin cebir kullanarak ulaşmaya çalıştığı sonuçların elde edilmiş olması da bu suçun oluşumu için şart değildir. Yani fail, belirli bir amaçla cebir uygulasa ve istediği sonuç elde edilmese bile, suçun işlenmiş sayılması için yeterlidir.

Manevi Unsur

Ceza hukukunun temel prensiplerinden biri, her suçun manevi bir unsuru içermesi gerektiğidir. Bu manevi unsur, failin kast veya taksir durumunu belirler. Cebir suçu, genel olarak kasıtlı işlenen suçlar kategorisine girer. Kast, failin fiili gerçekleştirirken bilinçli ve iradi olarak hareket ettiğini, böyle bir sonucu öngörüp o yönde eylemde bulunduğunu ifade eder.

Cebir suçu, özellikle failin başka bir kişiyi bir eylemi yapmaya ya da yapmamaya, bir duruma müsamaha göstermeye zorladığı durumlarda karşımıza çıkar. Fail, bu suçu işlerken, kendi eyleminin neticesinde mağduru belirli bir yönde harekete geçireceğini veya hareketten alıkoyacağını öngörerek, kişinin kendi iradesine aykırı bir eylemde bulunmasını veya bulunmamasını sağlamayı amaçlar.

Fail, bu suçu işlerken mağdur üzerinde bir baskı oluşturarak kendi iradesini mağdurun üzerine dayatır. Ancak, failin amacı mağdurun belirli bir eylemi yapması veya yapmaması dışında bir şeyse, yani maddi bir kazanç elde etmek gibi başka bir amacı varsa, bu durum cebir suçu kapsamından çıkar.

Örneğin, failin baskı kullanarak birinin mülkünü gasp etmesi, eğer failin amacı maddi bir çıkar sağlamak ise cebir suçu değil, yağma suçu oluşturur. Çünkü yağma suçu, kişinin tehdit veya şiddet yoluyla bir başkasının malını zorla alması durumunda oluşan bir suç tipidir ve direkt maddi çıkar elde etmeyi amaçlar.

Dolayısıyla, cebir suçunun var olabilmesi için, failin özgül bir kastla, yani mağduru belli bir eylemi yapmaya veya yapmamaya zorlama niyetiyle hareket etmesi gerekir. Failin eylemi, ancak bu tür bir kastın varlığında cebir suçu olarak nitelendirilebilir.

Cebir Suçu Cezası Nedir?

Cebir Suçunun Temel Halinin Cezası

Cebir suçu, başka bir kişiye zor kullanarak belirli bir davranışta bulunmasını ya da bulunmamasını zorlamakla işlenir. Türk Ceza Kanunu çerçevesinde değerlendirilen bu suç türü, bireylerin özgür iradesine müdahale etme niteliği taşır.

TCK kapsamında cebir suçu işleyen şahısların cezaları, kasten yaralama suçlarına atfen belirlenen cezalardan daha ağırdır. Öncelikle, TCK madde 86 ve madde 87 uyarınca kasten yaralama veya ağırlaşmış kasten yaralama suçları için belirlenecek asli ceza tespit edilir. Ardından cebir suçu, bu temel cezanın yüzde 33.3 ile yüzde 50 oranında arttırılması ile sonuçlanır. Yani, bu suç sonucunda kasten yaralama fiili gerçekleşmişse, yargılanan kişinin alacağı ceza daha da ağırlaşır.

Kısacası, bu suç işlendiğinde, kasten yaralama temelinde verilecek ceza, bu suçun ağırlığına ek olarak arttırılarak uygulanır. Bu, suçlunun başka bir kişiye zor kullanarak bir eylemi gerçekleştirmesini veya engellemesini sağladığında, karşılaşacağı yasal sonucun daha ciddi olacağı anlamına gelir. Uygulamada, cebir suçunun varlığı ve amacın gerçekleşip gerçekleşmediği, davada değerlendirilen kritik faktörler arasındadır.

  • Teşebbüs

Cebir suçu, bir bireyin başka birine karşı iradesini zor kullanarak egemen kılmaya çalıştığı ve Türk Ceza Kanununda özel olarak düzenlenen bir suç türüdür. Mağdurun bir eylemi gerçekleştirmeye veya gerçekleştirmemeye zorlandığı, aynı zamanda failin bu zorlamayı yapıp yapmasına izin vermesi için baskı uygulandığı durumlarda cebir suçu ortaya çıkar. Bu suçun işlenmesi sırasında zorlama fiilinin gerçekleşmesiyle suç tamamlanmaktadır.

Cebir suçu, teşebbüs halinde de cezai sorumluluk doğurabilir. TCK 35. maddesi, teşebbüse yönelik hükümleri açıkça tanımlamıştır. Bir kişinin suç işleme niyetiyle harekete geçip, ancak kontrolü dışındaki nedenlerle tamamlamadığı durumlar teşebbüs kapsamına girer. Fail, bu suçu işlemek için harekete geçmiş olup, öngörülemeyen engeller sebebiyle eylemini tamamlayamamışsa suç teşebbüs safhasında kalmış sayılır. Bu durumda hukuk, faili tamamlanmış suça kıyasla daha az bir ceza ile cezalandırır.

Örnek olarak, bir kişi başkasını belli bir eylemi yapmaya veya yapmamaya zorlamak amacıyla harekete geçer ve bu süreçte araya giren engeller yüzünden suçunu tamamlayamazsa, burada cebir suçu teşebbüs safhasında kalmış olur. Bu gibi durumlarda, suçun teşebbüsü gerçekleşmiş ve kanun gereği faile buna uygun bir ceza tebliğ edilir.

  • İştirak

Cebir suçu, Türk Ceza Kanununun 37. maddesine göre, kişilerin suç işleme kararını birlikte ve fikir ile eylem birliği içerisinde uygulamaları hali olarak tanımlanır. İştirak halinde, suçun gerçekleştirilmesinde rol alan her birey, ortak bir karara ve koordinasyona dayalı hareket etmektedir.

İştirak kurumunun varlığı için, öncelikle birlikte bir suç işleme kararının oluşmuş olması ve ardından bu kararın fikir ve eylem birlikteliği içinde uygulanmış olması şarttır. Cebir suçuna ilişkin olarak, iştirak kurumu genel hükümlere tabidir ve özel bir durum arz etmez.Bir suça azmettirme veya suç işlenirken yardım etme eylemleri de, TCK’da belirtilen koşullar altında ceza gerektirir. Bir suçun birden fazla kişi tarafından işlenmesi durumunda, TCK’nın 37. maddesi çerçevesinde cezai müeyyide uygulanabilir.

  • İçtima

Cebir suçu, Türk Ceza Kanununda ayrı bir madde olarak düzenlenmiş ve genellikle başka suçlarla birlikte işlendiğinde uygulanacak olan gerçek içtima hükümlerini içerir. Bu bağlamda, cebir kullanarak işlenen başka suçlar varsa, kişi birden fazla suçtan dolayı sorumlu tutulabilecektir. Böylece, suçların içtimaası, belirli koşullar altında bir kişinin birden çok ceza hükmünü ihlal etmesi sonucu oluşur.

Ceza sorumluluğunu sınırlayan bir kurum olan suçların içtimasına göre, bir kişi tek bir eylemle veya birden çok eylemle Türk Ceza Kanunun aynı veya farklı hükümlerini ihlal ediyorsa, fail birden çok suç yerine tek bir suçtan cezalandırılabilir. TCK’nın 44. maddesi, fikri içtima hakkında işlenen birden fazla farklı suç için en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılacağını belirtir: ‘İşlenen bir fiille birden fazla farklı suç gerçekleştirilmişse, fail en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılacaktır.’

TCK m.43’te düzenlenen zincirleme suçlar ise belirli bir kişiye karşı, aynı şiddet eyleminin birden fazla kez tekrarlanması durumunda uygulanan hükümleri içerir.  Fail bir olayda iki kişiye cebir kullanarak bir eylemde bulunursa, bu durumda TCK m.43/2 gereğince ceza artırımı uygulanır:

Cebir suçunun araç olarak kullanılmadığı durumlar hariç, fail cebir suçundan cezalandırılır. Ancak bu suç başka bir suçun işlenmesi için araç olarak kullanıldıysa, fail artık cebir suçundan değil, işlediği diğer suçtan dolayı cezalandırılır. Kamu görevlisine karşı görevini engellemek amacıyla gerçekleştirilen cebir eylemi TCK m.265’te düzenlenen ‘Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Suçu’nu oluştururken, bir kişiyi hürriyetinden yoksun bırakmak için kullanılan cebir, TCK’nun 109/2 maddesinde tanımlanan nitelikli hallerden birini oluşturacaktır.

Cebir Suçu Soruşturma ve Kovuşturma Aşaması

  • Soruşturma Aşaması

Cebir suçu, Türk Ceza Kanununun 108. maddesinde düzenlenmiştir ve soruşturması ve kovuşturması şikayete bağlı olmayan suçlar arasındadır. Bu nedenle cebir suçu işlendiğinde adli makamlar, suçun tespiti halinde şikayet aranmaksızın re’sen harekete geçer.

Yasal düzenleme gereği, suçun soruşturulması ve kovuşturulmasının şikayete tabi tutulmaması, mağdurun şikayet hakkı olup olmamasından bağımsız olarak, savcılığın olaydan haberdar olmasıyla zorunlu bir soruşturma süreci başlatmasını gerektirir. Bir kez savcılık, cebir suçu işlendiği ile ilgili bilgiler elde ettiğinde, bu konuda aktif bir soruşturma yürütme yükümlülüğü altına girer.

Savcı, soruşturma sürecinde şüphelinin hem aleyhine hem de lehine olan delilleri toplamakla yükümlüdür. Elde edilen delillerin yeterli olması ve suçun işlendiğine dair yeterli şüphe bulunması durumunda savcı, bir iddianame hazırlayarak suçluya karşı dava açar. Ancak delil yetersizliği sebebiyle kovuşturmaya yer olmadığına da karar verebilir.

Cebir suçu işlenmesi durumunda bile, meydana gelen tıbbi yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilebilmesi, bu suçun ayrı bir kategoride değerlendirilmesini gerektirmemektedir. Cebir sonucu gerçekleşen yaralama, ister basit ister ciddi olsun, Türk Ceza Kanununun ilgili maddeleri uyarınca cezai takibata tabidir.

Kısacası, cebir suçu için şikayetin bulunması beklenmez; savcılık, suçun işlendiğini öğrenir öğrenmez kendiliğinden soruşturma başlatmakla yükümlüdür ve Türk Ceza Kanunu madde  108’de cebir suçunun şikayete bağlı olduğu belirtilmemiştir, bu nedenle cebir suçu şikayet edilmeden de savcılık tarafından takip edilir.

  • Kovuşturma Aşaması

Cebir suçuna yönelik soruşturma süreci, iddianamenin hazırlanması ve kamu davasının açılmasıyla sona erer. Bu aşamayı takiben, hukuki süreç olarak bir ceza davasının başlamış olduğu kabul edilir ve bundan sonraki aşama kovuşturma aşamasıdır. Kovuşturma safhası, iddianamenin yargı makamları tarafından kabul edilmesiyle veya kabul edilmiş olarak sayılması ile başlar ve ceza yargılaması sürecinin bu evresi farklı aşamalardan oluşur. Kovuşturmanın merkezinde, duruşma hazırlık evresi, duruşmanın kendisi, hükmün açıklanması ve bu hükme yapılabilecek kanuni başvurular (kanun yolu) bulunur.

Soruşturma sürecinin ardından, cebir suçu kapsamında yargılama sürecine geçilir ve cebir suçlarına ilişkin kovuşturma sürecinde, suçluya verilecek olan ceza, yargılama aşamasının sonunda belirlenir. Bu evrelerde, ceza hukukunun amacı, bu suçu işlediği iddia edilen kişinin adil bir yargılama sürecinden geçmesini sağlamak ve sonucunda yasalara uygun bir hüküm belirleyerek toplum düzeninin ve adaletin tesisi için gerekli kararları almak, faile yönelik adil bir cezalandırma gerçekleştirmektir. Bu suçu işleyen kişilerin sorumluluklarının tespit edilmesi ve toplumun korunması, ceza hukukunun temel hedeflerinden biridir ve bu aşamalar, adaletin sağlanmasında kritik öneme sahiptir.

 Cebir Suçu Gözaltı ve Tutukluluk Hali

Cebir suçu, bir kişinin özgürlüğünü sınırlayan ciddi bir suçtur ve Türk Ceza Kanunu ile düzenlenir. Gözaltına alınma, bireyin yakalandığı anda ve özgürlüğünün kısıtlandığı andan itibaren süreci başlatır. Ceza Muhakemesi Kanununun 91. maddesi, gözaltı ile ilgili düzenlemeleri içerir ve gözaltı süresinin yakalama anından itibaren 24 saat süreyle sınırlı olduğu belirtilir. Gözaltına alınma, yalnızca somut delillerin bulunduğu ve suç işlendiği şüphesinin göz önünde bulundurulduğunda uygulanabilir bir önlemdir.

Gözaltı, şüphelinin belli bir suç kapsamında, özellikle cebir suçu şüphesiyle özgürlüğünün kısıtlandığı hâldir ve yakalanma anı itibarıyla başlar. CMK’nın 91. maddesinde belirtilen süre zarfında gözaltı işlemi tamamlanmalıdır. En ciddi koruma tedbirlerinden biri olan tutuklama, CMK’nın 100. maddesinde düzenlenmiş olup, ancak kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve yasal tutuklama nedenlerinin varlığında uygulanır. Tutuklama kararı, verilmesi muhtemel ceza ve konunun ciddiyeti ile dengeli olmalı ve bireyin özgürlüğüne mümkün olan en az seviyede sınırlama getirmelidir.

Türk Ceza Kanununun ilgili maddelerine göre, cebir suçunun niteliğine bağlı olarak hafif tıbbi müdahale ile giderilebilecek yaralamalar (TCK m.86/2) durumunda tutuklama yoluna gidilmeyebilir. Yani, cebir suçu eğer hafif tıbbi müdahale ile düzeltilebilir nitelikteki bir yaralama ise tutuklama kararı verilmemesi söz konusu olabilir.

Bu bağlamda, cebir suçu işlendiği şüphesi altında olan bireylerin yargılanma sürecinde dikkatle ele alınması ve yasal hakların korunması esastır. Türk yargısının temel ilkesi, şüpheli veya sanığın mümkün olduğunca tutuksuz yargılanmasıdır. Tutukluluk, sadece zorunlu olduğunda ve yasal şartlar dahilinde uygulanan bir istisnai önlemdir.

Cebir Suçu Adli Para Cezasına Çevirme

Cebir suçu, maruz kalan kişiye karşı zor kullanma eylemi olup, hukuk sistemimizde belli başlı yaptırımlar ile cezalandırılmaktadır. Şayet bir mahkeme, bu suçu işleyen bir hükümlünün cezalandırılması gerektiğine hükmederse, bu genellikle hükümlünün belirli bir meblağı devlet hazinesine ödemesi şeklinde gerçekleşebilir.

Kanunlarımıza göre, cebir suçu işleyen birinin karşılaşacağı temel ceza, kasten yaralama suçu için öngörülen cezanın çoğunlukla üçte birinden yarısına kadar artırılabilecek bir ceza ile belirlenir. Burada önemli bir nokta, kasten yaralama suçuyla ilgili mevzuatta yer alan düzenlemelere göre cezanın niteliğinin değişebilmesidir.

Kasten yaralama suçunun temel şeklinde, yani ilk fıkrada belirtilen hallerde, suçu işleyen kişiye adli para cezası verilmesi söz konusu değildir. Ancak, kasten yaralama suçunun ikinci fıkra kapsamında gerçekleşen durumlar varsa, mahkeme yaralamanın niteliğine ve failin durumuna bağlı olarak adli para cezasına hükmedebilir. Bundan dolayı, eğer cebir suçu basit bir tıbbi müdahale ile düzelebilecek hafif bir yaralanma seviyesinde işlenmişse, yani kasten yaralama suçunun ikinci fıkrası kapsamındaysa, hakim fail hakkında adli para cezası kararı verebilir.

Genel olarak bu suç, faile maddi bir yükümlülük getiren ve devlete ödenecek para cezası gibi bir sonucu doğurabilen ciddi bir suç türüdür. Ceza miktarının belirlenmesinde yaralamanın ağırlığı ve suçun kasten yaralama suçunun hangi koşullarda işlendiği etkili olacaktır.

Cebir Suçu Erteleme

Cebir suçu işleyen bireyler için mahkeme kararıyla cezanın infazının şartlı olarak askıya alınması, ceza erteleme sürecini ifade eder. Türk Ceza Kanunu madde 51/1’de belirtildiği üzere, “Eğer bir kişi işlemiş olduğu cebir suçu nedeniyle iki yıla kadar hapis cezasına çarptırıldı ise, bu ceza ertelenebilir. Ancak, suçu işlerken on sekiz yaşını doldurmamış veya altmış beş yaşını aşmış kişiler için söz konusu süre üst sınır üç yıldır.” Bu doğrultuda, verilen hapis cezası ile ilgili olarak, mahkeme şartlı bir erteleme yoluna gidebilir.

Mahkemeye taşınan bir cebir suçu davasında, ceza hükmü verilmiş ve sanık suçlu bulunmuş olmasına rağmen, mahkeme bazı durumlarda infazın gerçekleştirilmesini şartlı olarak erteleyebilmektedir. Bu erteleme, 2 yıl veya daha az hapis cezası verilen cebir suçları için mümkündür. Yani, eğer mahkeme, kişinin bu suç nedeniyle 2 yıla kadar hapis cezasına hüküm vermişse ve şartlar müsaitse, infazı erteleyebilir.

Bu erteleme kararı, sanığın suç işleme ihtimalinin düşük görülmesi, topluma tekrar kazandırma ve benzeri sebeplerle verilmiş olabilir. Şartlı ertelemeyle, cebir suçu dolayısıyla hüküm giymiş olan bireyler, cezaevinde yatmadan, belirlenen denetim süresi boyunca toplum içinde yaşamaya devam edebilirler. Ancak, belirlenen şartlar yerine getirilmediği takdirde, bu sefer hapis cezasının infaz edilmesi yönünde hareket edilir.

Cebir Suçu Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, mahkemenin, belirli bir denetim süresi içerisinde, sanık lehine cebir veya başka bir suç işlenmemişse ve sanık, belirlenen yükümlülüklere uygun davranmışsa, verilen ceza kararını iptal edebilme yetkisine sahip olduğu bir uygulamadır. Bu süre zarfında, sanık kasıtlı bir cebir suçu dahil olmak üzere herhangi bir suç işlemez ve yükümlülüklerine uyarsa, dava düşebilir ve sanığa yönelik ceza kararı ortadan kaldırılır.

Hükmün açıklanmasının geriye, bireysel durumları göz önünde bulundurarak adil bir yargılama sürecine olanak tanır ve özellikle 2 yıl veya daha az hapis cezasına çarptırılan sanıklar için geçerli olabilir. Mahkemenin takdir hakkı, verilen cezanın ertelenip ertelenmeyeceği konusunda belirleyici olur.

Cebir3 2
Cebir Suçu Ve Cezası (Tck 108) 5

Cebir Suçu Şikayet Süresi

Cebir Suçu hukuki tabanlı ve ciddi bir suç türü olarak değerlendirilir. Bu suç türünün soruşturma ve kovuşturma süreçleri, bazı diğer suç türlerinin aksine, mağdurun şikayeti üzerine bağlı kalmaz. Yani, bu suç mağdurun şikayet etmesine gerek kalmadan resmi makamlar tarafından soruşturulması gereken suçlardan biridir.

Cebir suçu ile ilgili olarak, savcılık makamları, suçun işlendiği bilgisine ulaştıkları an, hiçbir şikayet beklemeden harekete geçmek zorundadırlar. Bu duruma hukuk dilinde “re’sen soruşturma” denir ve cebir suçu kapsamında işlenen fiillere otomatik olarak uygulanır. Örneğin, bir şiddet olayına tanık olan kişi, savcılığa, polise ya da jandarmaya ihbarda bulunarak süreci başlatabilir.

Bu suç türüne ilişkin olarak bir ihbarın yapılabilmesi için dikkate alınması gereken bir diğer önemli konu zaman aşımıdır. Cebir suçu bağlamında, suçun işlendiği tarihten itibaren geçen süre ile ilgili olarak 8 yıllık bir zamanaşımı süresi bulunmaktadır. Bu süre içinde yetkili makamlara başvurulmazsa, suç zaman aşımına uğrar ve daha fazla yasal işlem yapılamaz.

Cebir suçu, şiddet içerikli ve kamusal müdahaleyi gerektiren bir suç türü olarak karşımıza çıkar. Bu suç türünde, yargı sürecini başlatmak için mağdur veya bir tanığın şikayet dilekçesi ile başvurması beklenmez; savcılık, suçun işlendiğini öğrendiği andan itibaren hemen soruşturma başlatır. Yine de, mağdurların veya tanıkların ihbar yapması süreci hızlandırabilir. Öte yandan, süreç zamanaşımına tabi olduğu için bu suçlarla ilgili başvuruların 8 yıllık zamanaşımı süresi içinde gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

Cebir Suçunda Zamanaşımı

Cebir suçunun temel halinde, TCK. 108. maddesi uyarınca uygulanacak zamanaşımı süresi, TCK. 66/1 maddesinde belirtilmiştir. Bu bağlamda, cebir suçu işlendikten sonra 8 yıl içinde dava açılmaması veya açılan bir davanın kanuni süre zarfında sonuçlandırılmaması halinde, dava zamanaşımı nedeniyle düşebilir.

Cebir suçu için belirlenen dava zamanaşımı süresinin dolmasının ardından, suçun cezası artık uygulanamaz hale gelir. Bu durum, suçun işlendiği tarihten itibaren belirlenen zamanaşımı süresinin geçmiş olması ve bu süre içerisinde adil bir yargılama yapılmamış olması nedeniyle gerçekleşir. Böylece, zamanaşımı dolmuş bir cebir suçu davası, yargılama makamları tarafından ele alınamaz ve düşer.

Zamanaşımının işlemesi, adaletin zamanında tecelli etmesi gerekliliği ilkesi ile ilintilidir. Suçun üzerinden uzun bir zaman geçmesi, getirdiği hukuki belirsizlikler ve delillerin zamanla yok olma riski sebebiyle, adil yargılanma hakkını zedeleyebilir. Dolayısıyla, cebir suçu gibi ciddi suçlar söz konusu olduğunda, suçun işlendiği tarihten itibaren dava açılması ve yargılama süreçlerinin zamanında tamamlanması büyük önem taşır.

Sonuç olarak, bu suçun mağdurları ve suçlular için dava zamanaşımı sürelerinin bilinmesi, hakların korunması açısından hayati öneme sahiptir. Zamanaşımı süresi dolduğunda, dava artık açılamaz veya devam eden bir dava düşebilir. Bu nedenle, hukuki işlemlerin zamanaşımına uğramadan ilerletilmesi gerekmektedir.

Cebir Suçunda Uzlaşma

Ceza hukuku süreçlerinde, taraflar arasındaki anlaşma ile yargılamanın sonlandırılması mümkündür. Uzlaşma, ceza yargılamasının erken bir safhada sonlandırılmasını sağlar. Suçtan zarar gören kişi ile suç şüphelisinin anlaşması halinde, dava sona erebilir. Bu süreç, soruşturma aşamasında veya kovuşturma aşamasında gerçekleşebilir. Ancak belirli şartlar aranmaktadır:

  • Tarafların Rızası: Uzlaşma, tarafların serbest iradeleriyle antlaşması ile mümkündür.
  • Uygun Suçlar: Uzlaşma yalnızca kanun tarafından belirlenen suçlar için geçerlidir.

Cebir suçu, uzlaşmanın kapsamı dışındadır. Bu suç türü, başkasının iradesine karşı kuvvet kullanarak bir eylemi yaptırmak ya da yaptırmamak anlamına gelir. Şiddet içeren bu eylemlerden dolayı yargılanan bir şüpheli, cebir suçu işlediği takdirde uzlaşma talebinde bulunamaz. Cebir suçunun mağdurları, failin cezalandırılmasını adalet sistemi içinde aramak zorundadır.

  • Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253. ve 254. maddeleri uzlaşmayı düzenler.
  • Uzlaşma, soruşturma veya kovuşturma safhasında mümkündür.
  • Cebir suçu için uzlaşma seçeneği mevcut değildir.

Uzlaşmanın sağlandığı durumlarda, yargılama süreci erken sonlanır ve taraflar uzlaşma anlaşmasıyla ilişkilerini düzenleyebilirler. Ancak, ciddi bir suç niteliği taşıyan cebir suçları bakımından, adaletin tecellisi için yasal yargılama süreçlerinin işletilmesi gerekmektedir. Bu, toplumun adalet anlayışı ve mağdurun hakkının korunması için önemlidir.

Etkin Pişmanlık

Etkin pişmanlık, Türk Ceza Kanunu’nda belirli hallerde sanıkların ceza indirimi veya cezasızlık kazanmalarını sağlayan bir hukuki olgudur. Bu olgu, kişinin işlediği suç sonrasında birtakım yükümlülükleri yerine getirmesi veya suçun zararlarını giderici adımlar atması gibi koşullara bağlıdır. Ancak cebir suçu gibi her suç türü etkin pişmanlık kurumunu kapsamıyor.

Türk Ceza Kanunu içinde, her suç türü için geçerli olmayan etkin pişmanlık hükümleri, sınırlı ve suç tiplerine özel olarak düzenlenmiştir. Bu, yasal bir ilke olan kanunilik ilkesine dayalıdır ve belirlenmiş kurallar, yalnızca özel olarak düzenlendiği suç tiplerine bir uygulama alanı bulur. Etkin pişmanlık, suçlulara itiraf etmeleri veya işledikleri suçun etkilerini azaltmaları durumunda cezanın hafifletilmesi veya kaldırılması gibi seçenekler sunar.

Cebir suçu, kişinin iradesine karşı fiziksel kuvvet kullanılması veya tehdit yoluyla bir eylemi yapması veya yapmaması konusunda zorlanması olarak tanımlanır. Bu suç tipi için Türk Ceza Kanunu’nda etkin pişmanlık seçeneği öngörülmemiştir, dolayısıyla cebir suçları işlemiş kişiler bu hükümlerden yararlanamazlar.

Özetle, Türk Ceza Kanunu’nda yer alan etkin pişmanlık düzenlemeleri suç türlerine göre farklılık gösterir ve cebir suçu gibi bazı ciddi suç tipleri için bu hukuki imkân tanınmamıştır. Etkin pişmanlık uygulamasının kapsamı, kanun koyucunun takdirine bağlı olarak belirlenen bir alanı içerir ve her suç türünde geçerli bir hüküm değildir.

Görevli Mahkeme

Cebir suçu, mağdurun iradesine karşı zor kullanarak suç işlenmesi durumudur ve oldukça ciddi yaptırımları olan bir suç türüdür. Kasten yaralama ile ilişkili olarak bu suçun işlenmesi halinde, mahkemeler tarafından verilecek ceza, temel alınan kasten yaralama suçu cezasının üçte biri oranında artırımdan yarısına kadar bir artışla tespit edilmektedir. Bu suçun sonucunda belirlenen cezanın üst sınırı, 4 buçuk yıl olarak kabul edilmektedir ve bu durum, cebir suçunda verilebilecek ceza sınırını belirlemektedir.

Cebir suçu nedeniyle açılan dava, ceza miktarına göre yetkili mahkemeyi de belirler. Türk Ceza Kanunu ve ilgili mevzuata göre, cebir suçu da dâhil olmak üzere belirli bir ceza sınırını geçmeyen suçlar için yetkili mahkeme Asliye Ceza Mahkemesi olarak belirlenmiştir. Bu bağlamda, cebir suçu nedeniyle yargılama yapılacak dava, ceza miktarı 10 yılı aşmadığından dolayı Asliye Ceza Mahkemelerinde görülecek ve karara bağlanacaktır.

Cebir suçu ile ilgili olarak, Türk Ceza Kanunundaki ilgili maddeler ve yargılama sürecine dair detaylı bilgiler avukatlar ve hukuk danışmanları tarafından daha iyi açıklanabilir. Bu suç türüyle ilgili olarak hukuki yardım almak ve süreci doğru bir şekilde yönetmek büyük önem taşımaktadır. Mağdur veya sanık konumunda olan kişilerin, bu suç davalarında haklarının korunması ve adaletli bir yargılama süreci için deneyimli bir hukuk profesyonelinden destek alması önerilir.


Yorum yapın

Ara WhatsApp